‘Yazarlar’ Kategorisi

MEVLEVİ AYİNLERİNDE SULTAN VELED’DEN ALINAN ŞİİRLER*

Dr.Yakup Şafak

            Mevlevî âyinleri, ilhamını büyük mutasavvıf ve gönül insanı, ilâhi aşkın sembolü, ölümsüz ruh ve hamle adamı Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin hayatından ve düşüncelerinden alan sanatkârlarca bestelenmiş, Türk mûsikîsinin en görkemli, en sanatlı eserleridir.

            Bu ince ruhlu insanlar kendilerini, Hz. Pîr yolunda yok bilmişler; içlerindeki kelimelere sığmaz heyecanları, coşkuları, ümitleri, sevinçleri, insanoğlunun ezelden beri düşkün olduğu seslere, nağmelere dökmüşlerdir.

            Onların, aşk potasında, fenâ ve mahviyet içerisinde, ruhlarıyla yoğurdukları muhteşem besteler, asırlarca Allah ve Peygamber aşkıyla dolu nice gönülleri yakıp yandırmış; ilâhi esintilerle insanlara tesellî vermiş; ruhları yüceltip lâhûtî âleme götürmüştür.[1] Devamını Oku »

 

ÂYÎN-İ ŞERİFLERİN   GÜFTE   ÖZELLİKLERİ [2]

(NAZIM ŞEKİLLERİ VE VEZİNLER)

Dr. Yakup Şafak

 

Mevlevi âyinlerinde güfteler, genel olarak, gazellerden alınan beyitlerle rubailerden müteşekkildir. Gazellerden ekseriyetle 2-3 beyit alınmıştır ve ilk beyitler, hemen daima mısraları kafiyeli olan matla beyitleridir.

Mesnevî-i Şerîf’ten başka, mesnevi nazım şekliyle yazılmış beyitler azdır; terci-i bend, kıta gibi diğer nazım şekillerine ait beyitler nâdiren görülür.

Devamını Oku »

Mevlevî âyinleri, ilhamını büyük mutasavvıf ve gönül insanı, ilâhi aşkın sembolü, ölümsüz ruh ve hamle adamı Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin hayatından ve düşüncelerinden alan sanatkârlarca bestelenmiş, Türk mûsikîsinin en görkemli, en sanatlı eserleridir.

Bu ince ruhlu insanlar kendilerini, Hz. Pîr yolunda yok bilmişler; ruhlarındaki kelimelere sığmaz heyecanları, coşkuları, ümitleri, sevinçleri, insanoğlunun ezelden beri meclûb olduğu seslere, nağmelere dökmüşlerdir.

Onların, aşk potasında, fenâ ve mahviyet içerisinde, ruhlarıyla yoğurdukları muhteşem besteler, asırlarca Allah ve Peygamber aşkıyla dolu nice gönülleri yakıp yandırmış; ilâhi esintilerle insanlara tesellî vermiş; ruhları yüceltip lâhûtî âleme götürmüştür. Devamını Oku »

MÛSİKÎMİZ KİMİN?: ANLAMSIZ BİR SORUYA ANLAMLI BİR CEVAP

Bugünlerde lokanta ve kafelerde başım dertte. Garson masaya gelip soruyor: “Ne arzu edersiniz?” Ben “Sade kahve lütfen” diyorum.  Garson tekrar soruyor: “Neskafe mi? Türk kahvesi mi?” İşte burada ben kızıyorum ve diyorum ki: “Burası Türkiye öyle değil mi?” “Evet.” “Ben sizinle Türkçe konuşmuyor muyum?” “Evet?” “Birisi Türkçe kahve dediğinde hangi kahveyi kasteder peki?” “Efendim, tamam da, bazı müşterilerimiz kahve deyince Neskafeyi kastediyorlar.” “Ama burası Berlin veya Vaşington[1] değil ki ben sizden Türk kahvesi diye kahve isteyeyim. Neskafenin adı üstünde adı Neskafe. Kahve ise kendi kahvemiz.”

Devamını Oku »

Müzik Tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Bilim adamları insanların konuşmayı bilmedikleri devirde duygu ve düşüncelerini müzikle anlattıklarını söylüyorlar.

İlkel toplumlardan beri müzik, bir ibâdet, insanları Yüce Yaratıcı’ya ulaştıran bir olgu hatta Tanrı’nın insanlara bir lûtfu olarak görülmüş ve hemen bütün dinlerde yerini almıştır. Aslında pek çok sosyolog, felsefeci ve müzik tarihçisi müziğin din kavramından doğduğu fikrinde birleşirler. Devamını Oku »

Mûsikî sanatımızın bu gün belki de en çok ihtiyaç duyduğu alan olan eleştirmenlik, sanatta düşünce üretimi sağlayan; toplumu, hatta sanatçıyı yönlendirip eğiten; müzikolojinin kullanıma yönelik bilgi alanlarının bizce en önemlisi ve  gerçekten de sanatın vazgeçilmez bir parçasıdır.

Bu gün her ne yapılırsa ya da sunulursa beğenilen veya umursamaz bir tavırla hiç eleştirilmeden izlenen mûsikî sanatımız, değerlendirme kriterleri toplum tarafından bilinmeyen, üzerinde hiç değerlendirme yapılmayan bir hâle düşmüştür. Toplum değerlendirme yapamamaktadır. Bu ciddî bir tehlikedir. Devamını Oku »

Sevgili okuyucular;
Bir önceki yazım gibi bunu da ABD’den yazıyorum. Yo, yine konser filan değil. 4 yıl önceki böbrek naklimden hemen sonra yine burada geçirdiğim melanom adlı cild kanseri ameliyatı, çenemin altında metastaz yaptı. Alnımdaki ilk ameliyatı yapan doktor ‘hemen gelin, şakaya gelmez’ deyince apar-topar kalktık geldik. Devamını Oku »

Klâsik Müziğimizin İki Büyük Şahsiyeti

Klâsik Türk Müziği, kökeni bilinen en eski dönemlere kadar uzanan sesleri doğal frekanslara dayalı, makam, usûl, form anlayışları bakımından kendine özgü, müziğin sadece melodi ve ritm unsurlarını kullanıp insan sesine ağırlık veren, aktarımı (nota yoluyla değil) “meşk” adı verilen bir özel öğretim sistemiyle sağlanmış, Türklerin yaşadığı geniş coğrafya ve ilişkide bulundukları çeşitli toplulukların sağladığı etno-kültürel unsurlar nedeniyle zenginleşmiş ve renklenmiş büyük bir sentez sanatı, yüksek bir medeniyet müziğidir. Devamını Oku »

Kendimiz bir şeyler bildiğimize inanıyor, ama yönettiklerimizin bizim kadar bilmelerini istemiyorsak, bilgisizliklerinden faydalanıp onlara hep yanlış şeyler öğretir, “onların iyiliği için” yalanlar söyler dururuz.

“Ya onlar da bir gün öğrenir, bütün çabalarımıza rağmen bize soru soracak duruma gelir, yalanlarımızı ortaya çıkarıp yüzümüze vururlarsa rezil olmaz mıyız?” diye hiç düşünmeyiz (bu biz lafın gelişi, tabii ki herkes için değil). Bakın, şu “Çağdaş Türk Sanat Müziği” adıyla sunulan yerli çoksesli müzik nasıl bir kandırmaca… Devamını Oku »

Türk Mûsikîsi terimi, Türklerin Anadolu’ya beraberlerinde getirdikleri kültürün bir devamı olarak, burada kurup büyüttükleri devlet ve medeniyetlerin müziğini ifâde eder. Türklerin yaşadığı geniş coğrafya ve ilişkide bulundukları çeşitli toplulukların sağladığı etno-kültürel unsurlar nedeniyle zenginleşmiş ve renklenmiş büyük bir sentez sanatı olan Klâsik Türk Müziği, gelişimini en çok Osmanlı İmparatorluğu döneminde göstermiş, repertuarının neredeyse tamamını bu dönemde oluşturmuştur. Devamını Oku »

English Instructions      

Bağış      

Mutriban.com Facebook Grubu