Âyin-i Şeriflerin Güfte Özellikleri (1)

Mevlevî âyinleri, ilhamını büyük mutasavvıf ve gönül insanı, ilâhi aşkın sembolü, ölümsüz ruh ve hamle adamı Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin hayatından ve düşüncelerinden alan sanatkârlarca bestelenmiş, Türk mûsikîsinin en görkemli, en sanatlı eserleridir.

Bu ince ruhlu insanlar kendilerini, Hz. Pîr yolunda yok bilmişler; ruhlarındaki kelimelere sığmaz heyecanları, coşkuları, ümitleri, sevinçleri, insanoğlunun ezelden beri meclûb olduğu seslere, nağmelere dökmüşlerdir.

Onların, aşk potasında, fenâ ve mahviyet içerisinde, ruhlarıyla yoğurdukları muhteşem besteler, asırlarca Allah ve Peygamber aşkıyla dolu nice gönülleri yakıp yandırmış; ilâhi esintilerle insanlara tesellî vermiş; ruhları yüceltip lâhûtî âleme götürmüştür.

Bilindiği üzere bu âbidevî eserlerden 41 tanesinin güfte ve notaları, Rauf Yektâ Bey (1935) ve arkadaşlarının, takdir ve teşekküre değer gayretleriyle, o zamanın İstanbul valisi ve belediye reisi olan Muhittin Üstündağ Bey’in alkışlanacak cesareti ve rehberliğiyle 1934-1939 yılları arasında İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nca yayınlanmıştır. O günün ibtidai basım imkânları içerisinde elbette birtakım eksiklikler olmuştur. Ancak bu eserin kültür ve sanat tarihimizdeki yeri, büyüktür. Çalışmamız, Mevlevî Âyinleri isimli bu kıymetli eser esas alınarak gerçekleştirilmiştir.

Mezkûr eserde yer alan 41 âyinde (tekrarlar hariç) yaklaşık 300 çeşit manzûme (bir veya birden fazla beyitlerle rubailer) bulunmaktadır. İlk beyitler, mısraları kafiyeli olan matla beyitleridir. Şiirlerin büyük çoğunluğu, Hz. Mevlâna’ya (672/1273) aittir. Kaynağına ulaşabildiğimiz yaklaşık 250 çeşit manzûmenin ekseri, Dîvân-ı Kebîr’den alınmıştır. Bunlardan Hz. Mevlâna’ya nispet edilen 24 manzume, İranlı değerli âlim Bedîuzzaman Furûzanfer’in ilmî usûllerle neşrettiği Dîvân-ı Kebîr’de(1) yoktur.(2) Diğer şairlere ait manzumelerin sayısı, aşağıda görüleceği üzere 33 adettir.

Eskiden ilmî neşir gibi bir teâmül olmadığından, herkes bir Dîvân-ı Kebîr nüshasından veya çeşitli mecmualardan istifade etmiş; bazı nüshalara başka şairlerin şiirleri karışmış olduğundan bir kısım farklılıklar böyle doğmuştur. Bu husus bilhassa rubailer için geçerlidir. İçlerinde genellikle mahlâs bulunmadığından, rubailerin kesin olarak kime ait olduğunu tespit, bazen mümkün olmamaktadır. Bu husustaki karşıklık ve tedâhül, birçok şairin divanında görülmektedir.

Bir kısım şiirlerin, besteye uyumlu olacak, akıcılık ve kolaylık sağlayacak metinler elde etme arzusuyla meydana getirilmiş olduğu tahmin edilebilir. Fakat, söz konusu şiirler arasında, maalesef (bilhassa alevî meşrepli kimseler tarafından) Mevlâna adına uydurulmuş olanlar da bulunmaktadır. Aynı durum, na‘t-ı şerîf mecmualarında da görülmektedir.

Mesnevî’den alınan beyitler azdır.(3) Arapça ve Türkçe sözler fazla değildir.(4)

Diğer şairlere ait beyit ve manzûmelerin ilk mısralarıyla bulundukları âyinler ise şunlardır.(5)

SULTAN VELED (712/1312):

  • Bâde bi-dih sâkiyâ k’an meh-i tâban resîd (Bûselik, 3.sl., XXXV,884) (6)
  • Biş’nevîd ez nâle-i bang-i rebâb (Sabâ, 1.sl., XVI,578) (7)
  • Bülbül-i aşk ez seher âğâz kerd (Hüzzam, 3.sl., XX,634) (8)
  • Der bâğ-ı cemâlî sanemâ çün gül-i ra‘nâ (Nevâ, 3.sl., XVIII,604) (9)
  • Dûş Mevlânâ be hâb ender me-râ (Ferah-fezâ, 3.sl., XXII, 670) (10)
  • Ey an ki tüyî murâd u matlûb (Hüzzam, 3.sl., XX,634) (11)
  • Ey gülşen-i bâğ-ı lâ-yezâlî (Ferah-fezâ, 3.sl., XXII, 671) (12)
  • Ey rûy-i tü kıble-i cihân u dil-i men (Nevâ, 3.sl., XVIII,605) (13)
  • Ey sâki-i aşk hîz ü pîş âr şerâb (Bûselik, 3.sl., XXXV,884) (14)
  • İmrûz heme mest zi meyhâ-yi Hudâyîm (Dil-keşîde, 3.sl., XLI,975) (15)
  • Mevc-i aceb bin ki hâst ez dil-i deryâ-yi aşk (Şed., 3.sl., XXIII,697) (16)
  • Rûyet çü gülzâr la‘let güher-bâr (Ferah-fezâ, 3.sl., XXII, 671) (17)
  • Tü mâh-i acîbî ki mislî ne-dârî (Nevâ, 3.sl., XVIII,605; Hüzzam, 1.sl., XX,632) (18)
  • Zehî aşk zehî aşk ki mâ râst Hudâyâ (Hüzzam, 3.sl., XX,634) (19)

ULU ÂRİF ÇELEBİ (719/1320):

  • Âferîn ey mâh-rû ber can-i tü (Nevâ, 1.sl., XVIII,603) (20)
  • Ey şâh-ı şehr-i akl ü can ber taht-ı dil hâkan tüyî (Nevâ, 2.sl., XVIII,604) (21)
  • Ey tecellîgâh-i cânem rûy-i tü (Nevâ, 1.sl., XVIII,603) (22)
  • Hurşîd-i sipihr-i lâ-mekânî dil-i mâst (Nevâ, 1.sl., XVIII,603) (23)

AHMED EFLÂKÎ (761/1360):

  • Ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur
  • (Bütün âyinlerin üçüncü selâmında yer alır.) (24)

ABDURRAHMÂN-I CÂMÎ (898/1492):

  • An Ferîdûn-i cihân-ı ma‘nevî (Mâye, 3.sl, XXVI,749) (25)

DÎVÂNE MEHMED ÇELEBİ (SEMÂÎ, SULTAN DÎVÂNÎ)(936/1529):

  • Ey dil bu yeter iki cihanda sana iz‘ân (Rast, 1.sl., VI,365; Nev-eser, 3.sl., XXXVI,898) (26)
  • Gözüm ki kane boyandı şerâbı neyleyeyim (Irâk, 3.sl., X,449) (27)
  • Ne aşka sabreder oldum ne akl ile yârem (Şevk-ı tarab, 3.sl., XXI,652) (28)

ŞÂHİDÎ İBRAHİM DEDE (957/1550):

  • Hey hey ne acâib bezemiş hüsn ile Bârî (Rast, 3.sl., VI,366; Sabâ Bûselik, 1.sl., XIX,615; Mâye, 3.sl, XXVI,749) (29)

SAMTÎ DEDE (1040/1630):

  • Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin (Sabâ, 3.sl., XVI,579; Sabâ Bûselik, 1.sl., XIX,615; Şevk-ı tarab, 3.sl., XXI,651) (30)

GAVSÎ AHMED DEDE (1109/1697):

  • Olduk yine biz secde-ber-i nâr-ı muhabbet (31) (Hicâz/Nâyî, 3.sl., IX,430; (32) Sabâ, 3.sl., XVI,579)
  • Yâ Rab harem-i hazretine râh bağışla (Rast, 3.sl., VI,367; Dügâh-ı cedîd, 3.sl., XXXIV,869) (33)

DERVİŞ ÖMER (XI/XVII.yy):

  • Şem’i ruhuna cismimi pervane düşürdüm (Niyaz Ayini/Segâh İlâhi, s.372) (34)
  • Dinle sözümü sana direm özge edadır (Niyaz Ayini/Segâh İlâhi, s.372) (35)

ŞEYH GÂLİB (1213/1799):

  • Ey kâşif-i esrâr-ı Hudâ Mevlânâ (Sûz-i dilârâ, 3.sl., XIII,511; Sûz-i dil, 3.sl., XXX,814) (36)
  • Ey maksad-ı âşıkîn olan Mevlânâ (Sabâ, 3.sl., XVI,579; Bûs. Aşîran, 3.sl., XL,960) (37)

ABDÜLBAKİ DEDE (1935):

  • Ey nağme-i nây-i kibriyâ Mevlânâ (Yegâh, 3.sl., XXXVII,912) (38)

VELED ÇELEBİ (1953):

  • Geçtim Hevesât-ı dünyevîden (Niyaz Ayini/Müsteâr İlâhi, s.372) (39)

Ayrıca Yunus Emre’nin “Yâr yüreğim yâr gör ki neler var” mısraı terennüm lâfzı olarak (bazen de “Yâr yüreğim del ciğerim gör ki neler var, yâre haber var” şeklinde) kullanılır.(40)

Şairleri bilinmeyen Türkçe manzûmeler ise şunlardır:

  • Ah güzelin aşkına hâlâtına (Pencgâh, 3.sl., I,277; Sûz-i dilârâ, 3.sl., XIII,511; Acem Bûselik, 3.sl., XIV,533; Sûz-i dil, 3.sl., XXX,814) (41)
  • Âşık oldum bilmedim yâr özgelerle yâr imiş (Dügâh-ı kadîm, 1.sl., II,289)
  • Ref‘ etmez ise şâhid-i maksûd nikâb (Râh. 3.sl., XXXI,824) (Rubai)
  • Sanem-i girîz-pâyem geleyim dedi ne-yâmed (Pencgâh, 1.sl., I,276)
  • Şevk-i hayâl-i dôst tenim cânı cân ider (Hicâz/Nâyî, 1.sl., IX,429; Dügâh-ı cedîd, 1.sl., XXXIV, 868)

Görüldüğü üzere, güftelerin büyük bir kısmı Hz. Mevlâna’nın Dîvân-ı Kebîr’inden alınmıştır. Sâir güfte sahipleri, genellikle mevlevîlik tarikatine mensup şairlerdir. Seçilmiş olan beyitler ve rubailer genellikle akıcı, beste için elverişli, mana bütünlüğüne sahip parçalardır. Besteleri kayıp olan veya yayın sahasına çıkmamış bulunan bazı ayinlerin güftelerinde de farklı manzûmeler ve Türkçe beyitler görülmektedir.

 

Dr. Yakup ŞAFAK
Kaynak: Mutriban.COM

 

 

Dipnotlar:

  1. Külliyyât-ı Şems yâ Dîvân-ı Kebîr, nşr. Bedîuzzamân Furûzânfer, I-VIII, Tahran, 1336-1345 hş.; Divan-ı Kebir (Tercümesi), trc. Abdülbaki Gölpınarlı, I-VII, 2.bs., Ankara, 1992; Rubailer, trc. A.Gölpınarlı, Ankara, 1982.
  2. Farsça bilgisayar programlarından ve internet sitelerinden istifadeyle yaptığımız araştırmada, bu manzûmelerden birkaçı, Horasan tasavvuf ekolünün önde gelen isimlerinden Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr’ın (440/1049) rubaileri arasında görülmektedir. Yine ünlü mutasavvıflardan Şeyh-i Câm ve Jindepîl diye anılan Ahmed-i Nâmıkî (536/1141), Feridüddîn-i Attâr (618/1221), İbn-i Fârız (632/1235), Evhadüddîn-i Kirmânî’ye (635/1238) nispet edilen şiirler vardır. Irak ve Hüzzam âyinlerinde geçen ve birçok yerde Mevlâna’ya nispet edilen “Mâhest ne-mî dânem hurşîd ruhat yâ ne” manzûmesinin de Şeyhî’ye (1422 veya 1451) ait olduğu tespit edilmiştir. Bkz. A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.459-462.
  3. Biş’nev ez ney çün hikâyet mî küned (1/1-3): Pencgâh, 3.sl., I,276; (1/1,13): Hicâz/Mus., 1.sl., XI,464; Sabâ Zem., 3.sl., XXIX,798; Ferah-fezâ, 1.sl., XXII, 669; Devletet pâyende bâdâ ey süvâr (2/1696-1697): Hüzzam, 2.sl., XX,633. (Defter ve beyit numaraları, Nicholson neşri ve İzbudak çevirisine göre verilmiştir.) Mustafa Câzim Dede’nin (1875) henüz yayınlanmamış olan Hicazkâr âyininde Ey ki hezâr… ve Sultân-ı menî… dışında Mesnevi beyitleri kullanılmıştır.
  4. Zekâî Dede’nin (1897) Sûzinâk âyini, Ey ki hezâr… ve Sultân-ı menî… manzûmeleri haricinde tamamen Arapça’dır.
  5. Parantez içinde sırayla âyinin ismi, manzûmenin kaçıncı selâmda bulunduğu, anılan eserin fasikül ve sayfa numaraları verilmiştir. Bu beyit ve manzûmelerden Türkçe olanların çoğunu, merhum Gölpınarlı tespit etmiştir. Biz de bu makalede onları, kaynak göstererek zikrettik.
  6. Dîvân-ı Sultan Veled, nşr. F. Nâfiz Uzluk, Ankara, 1941, s.54.
  7. Sultan Veled’in Rebâb-nâme’sinden alınmıştır. Bkz. Veyis Değirmençay, Sultan Veled ve Rebâb-nâme, Atatürk ün. SBE, Basılmamış Doktora Tezi, Erzurum, 1996, s.2, 5, 233 (İlk beş beyiti vardır.) Ayrıca bkz.A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.49-50, 459.
  8. Dîvân-ı Sultan Veled, s.407.
  9. Dîvân-ı Sultan Veled, s.300.
  10. Dîvân-ı Sultan Veled, s.352.
  11. Dîvân-ı Sultan Veled, s.432.
  12. Dîvân-ı Sultan Veled, s.460.
  13. Dîvân-ı Sultan, s.603. (Rub.nu.348)
  14. Dîvân-ı Sultan Veled, s.563 (Rub.nu.30)
  15. Dîvân-ı Sultan Veled, s.304.
  16. Dîvân-ı Sultan Veled, s.65.
  17. Dîvân-ı Sultan Veled, s.338.
  18. Dîvân-ı Sultan Veled, s.333-334.
  19. Dîvân-ı Sultan Veled, s.320. Hz.Mevlâna’nın “Zehî aşk zehî aşk ki mâ râst Hudâyâ” mısraıyla başlayan gazeline nazîredir. Krş.Dîvân-ı Kebîr, gz.nu.95; trc.III,37.
  20. Bkz. Ulu Ârif Çelebi Divanı, Mevlâna Müzesi Ktp., no: 2616, yp.42a; krş. Abdülbaki Gölpınarlı, Konya Mevlâna Müzesi Yazmaları, Ankara, 1971, II,269.
  21. Bkz. Divan, Mevlâna Müzesi Ktp., no: 2616, yp.52b; krş.A.Gölpınarlı, Mevlâna Müzesi Yazmalar Katoloğu, II,269.
  22. Bkz. Divan, Mevlâna Müzesi Ktp., no: 2616, yp.42a; krş.A.Gölpınarlı, Mevlâna Müzesi Yazmalar Katoloğu, Ankara, 1971, II,269. Ulu Ârif Çelebi, Nühüft âyininde (3.sl., XXV,729) Hz. Mevlâna’ya ait “Z’an şâh ki ô râ heves-i tabl u alem nîst” mısraını da tazmin etmiştir. Krş.Dîvân-ı Kebîr, gz.nu.331; trc.III,7; krş. Ulu Ârif Çelebi Divanı, Mevlâna Müzesi Ktp., no: 2616, yp.12b.
  23. Ulu Ârif Çelebi’nin rubailerindendir; bkz. Divan, Mevlâna Müzesi Ktp., no: 2616, yp.54a; krş.A.Gölpınarlı, Mevlâna Müzesi Yazmalar Katoloğu, II,269; Ulu Ârif Çelebi’nin Rubaileri, nşr.ve trc. Feridun Nafiz Uzluk, İst., 1949, s.120-121 (rub.no:13).
  24. Bkz. Dîvân-ı Türkî-i Sultan Veled, nşr. Veled Çelebi, İst., 1341, s.120-122; A. Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.456. Niyaz âyininin ikinci şeklinde de yer alır. Bkz. Mevlevî âyinleri, s.369.
  25. İranlı büyük mutasavvıf ve şair Abdurrahmân-ı Câmî’nindir. (v.898/1492). Bkz.Şefik Can, Mevlâna Hayatı, Şahsiyeti, Fikirleri, İst., 1995, s.215.
  26. A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.478.
  27. Dîvâne Mehmed Çelebi’ye nispet edilir, fakat A. Gölpınarlı’nın ifadesince “hiçbir yerde bu hususa ait bir kayıt” bulunmamaktadır; bkz. Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.462-463,489.
  28. A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.463, 477.
  29. A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.107-108, 462.
  30. Bursalı Mehmed Tâhir Bey’in bildirdiğine ve Veled Çelebi’nin tahkîkatına göre Türkçe manzûmenin aslı, Câmî’nin Farsça bir rubaisidir. Tercümesi ise Sultan Veled’in değil, Şam’da vefat eden Konyalı Samtî Dede’nindir. (Bkz. Osmanlı Müellifleri, İstanbul, 1333, II,280; ayrıca krş.Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî, II,565. Tıpkıbasım) Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.462’de bu görüşü benimseyen Gölpınarlı, Mevlevî Adap ve Erkânı isimli eserinde (2.bs., Konya, tsz., s.106) aynı manzûme hakkında “Dîvâne Mehmed Çelebi’nin, yahut Nev’î’nin Câmî’den yaptığı manzum tercüme(dir)” diyor. Fuad Köprülü de tercümenin, Nev‘î’ye ait olduğunu söylüyor; bkz. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 4.bs., Ankara, 1981, s.237. Niyaz âyininin ikinci şeklinde de yer alır. Bkz. Mevlevî âyinleri, s.369.
  31. A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.462. Galata Mevlevihânesi şeyhlerinden olan Gavsî Ahmed Dede ve söz konusu şiiri için bkz.N.Tuman, Tuhfe-i Nâilî, II,734.
  32. Nâyî Osman Dede’nin Hicâz âyininde, bestesi bulunmayan kısımda vardır.
  33. Bkz. Konya Mevlâna Müzesi Yazmaları, Ankara, 1972, II,269.
  34. A.Gölpınarlı, Sultan Veled’e nispet edilen bu müseddesin (güftesinin), XVII.yüzyılda yaşamış Derviş Ömer’e ait olduğunu bildirmektedir; bkz. Mevlâna Adap ve Erkânı, s.103 vd.; Konya Mevlâna Müzesi Yazmaları, III,244.
  35. A.Gölpınarlı, Niyaz Ayininde okunan bu ikinci parçanın muhtemelen hem güftesinin hem de bestesinin, Derviş Ömer’e ait olması gerektiğini bildirmektedir.Bkz. Mevlâna Adap ve Erkânı, s.103 vd.
  36. Şeyh Gâlib’in bu Türkçe rubaisi için bkz.A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.462.
  37. Şeyh Gâlib’in başka bir rubaisidir; bkz.A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, s.462.
  38. Yenikapı Mevlevihanesi son postnişini Abdülbâki Dede’nin (Baykara) bu rubaisi için bkz.İbnülemin M.K.İnal, Son Asır Türk Şairleri, İst., 1930-1942, I,159.
  39. Mevlevî Âyinleri, VI, 370’te şu açıklama vardır: “Hicrî 1327 (1909)’den itibaren yapılan niyaz âyinlerinde, ‘Şem’i ruhuna…’ ilâhisi yerine, Veled Çelebi Hz.nin eseri olan Müstear makamında bir ilâhinin okunması mutat olmuştu; bu ilâhiden sonra yine ‘Dinle sözümü…’ ilâhisi okunurdu.” Konya Mevlâna Dergâhı son postnişinlerinden Veled Çelebi’nin bu kıtası için ayrıca bkz. Metin Akar, Veled Çelebi İzbudak, Ankara, 1999, s.63.
  40. A.Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, 463.
  41. Mevlâna’ya nispet edilen “Âh mine’el-aşk…” kıtasının manzum tercümesidir; kime ait olduğu bilinmemektedir. Bkz. Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, 2.bs., İst., 1983, s.456.

 

 

Yorum yapabilirsiniz.

Yorum Yapmak için Giriş yapmalısınız