Müzikle doÄŸrudan ilgili olmasalar bile, pekçok vatandaşımız gibi okuyucularımız da İstiklal Marşımızın halkımız tarafından 64 yıldır neden bir türlü gerektiÄŸi gibi söylenemediÄŸini herhalde merak etmiÅŸlerdir. Nitekim yıllar önce Ankara Odalar BirliÄŸi’nde, Akif’in bir ölüm yıldönümü münasebetiyle düzenlenen panelde yaptığım “Istiklal Marşımızın ÇeÅŸitli Besteleri* Dolayısıyle MarÅŸ BesteciliÄŸinde Prozodi” konulu konuÅŸmanın sonunda emekli bir müzik öğretmeni bana: “Okullarda 40 yıl müzik hocıılığı yaptım ama bu marşı çoçuklarıma bir türlü doÄŸru-dürüst söyletemedim; nedir bunun sebebi?” diye sormuÅŸtu.
Müzikte daha çok beste ile uÄŸraÅŸanların aÅŸina olduÄŸu prozodi diye bir konu vardır. Dilimizde tecvîd terimi veya “bir dili doÄŸru vurgularla güzel konuÅŸma bilgisi” tarifiyle karşılanabilecek olan Yunan asıllı “prosodia”nın konumuz olan müzikteki anlamı, “sözle müzik arasındaki öğrenme ve “icrayı kolaylaÅŸtıran uyum ve denge”dir. Teknik detaylara girmeden, kabaca “açık (kısa) hecelerin kısa ezgilerle, kapalı (uzun) hecelerin uzun ezgilerle bestelenmesi” diye de tarif edilebilil”. Bir misal verelim: “Dün yine günümuz geçti beraber” sözünü, açık ve kapalı hecelerin durumunu bozmadan bestelersek, ortaya Refik Fersan’ın ünlü Mahur ÅŸarkısında olduÄŸu gibi hem doÄŸru, hem güzel bir ezgi çıkar. Ama bu sözu bestelerken, “Dünyiii-negunüü U-müzgeeeç-tibeeeraber” haline sokarsak, belki yine bir melodi söyleyebiliriz, ama bunun Türkçe olup olmadığı çok su götürür hale gelir. Azınlık ÅŸarkıcılarının söylediÄŸi kantolara veya üzerine sonradan Türkçe sözler giydirilmiÅŸ yabancı müzik parçalarına benzer. IÅŸte Istiklal Marşımızın bestesindeki, “Carmen Silva” valsinden etkilenmiÅŸ, daha önce padiÅŸah için bestelenmiÅŸ ve Edgar Manasyan Efendi’ye düzelttirilmiÅŸ olmasından çok daha önemli olan problem budur.
Türkler “buuÅŸafak, lardaa-yüüzee-naalsancak, sönmedenyurduumu-nüüstün-deetüteenen..-soono-CAAKOBE!” diye konuÅŸmazlar. KonuÅŸmadıkları için ÅŸarkı da söyleyemezler. Sözlü müzik besteciliÄŸinde sözün besteye zamanda önceliÄŸi olduÄŸu, yani bestenin “söze göre” yapılması gerektiÄŸi, baÅŸka amaçla önceden yapılmış bir müziÄŸe konfeksiyon elbise usûlü söz giydirilemeyeceÄŸi gibi çok basit bir bestecilik kuralının bilinmemesinden doÄŸan yukarıdaki garip parçalanmalara, müzikte “prozodi hatası” denir ve dilin ses yapısını iyi bilmemekten kaynaklanır. Dilimizde emir kipinde kullanılan fiillerin, iki heceliyse ilk, üç heceliyse ikinci hecesi belirgin vurguyla söylenir. .”Korkrna!” sözünün ilk hecesi vurgulu (tiz), ikinci hecesi zayıf (pest) tonludur. Bu söz, “Korkmaa” diye ikinci hecesi vurgulandırılarak söylenmez. Prozodi, baÅŸta meslekleri doÄŸru ve güzel konuÅŸmak olan spikerler olmak üzere, her okumuÅŸun mutlaka bilmesi gereken bir konudur. Hele milli marÅŸ bestelerneye niyetlenenlerin, ilk öğrenecekleri ÅŸeydir. Åžiirdeki mananın canına okuyup “buu celal SANA!”, “sonraaa helalakkıdır!” diyebilmek içinse, hiç Türkçe bilmemenin ötesinde, bir ÅŸart daha vardır: kendini besteci zannedip, bir milletin kanıyla yazdığı en mukaddes ÅŸiiriyle alay etme cüretini gösterebilmek!
* Akif’in “Kahraman Ordumuza” baÅŸlıklı destanı milli marÅŸ olarak kabul edilince, içlerinde Rauf Yekta Bey, H. S. Arel ve S. Kaynak’ın da bulunduÄŸu 30 kadar besteci. 1924′te açılan yarışmaya katılmış. A. R. ÇaÄŸatay’ın bestesi yarışma dışı birinci gösterilerek 1930′a kadar okunmuÅŸ, bu tarihte bugünkü marÅŸ olan Z. Ungör’ün bestesi Viyana’dan icazetname getirtilip oldu bittiyle eskisinin yerine kabul edilmiÅŸtir.
Cinuçen TANRIKORUR
Kaynak: Aksiyon, Sayı: 10 / Tarih: 11.02.1995









Yorum yapabilirsiniz.
You must be logged in to post a comment.