Sevgili okuyucular;
Bir önceki yazım gibi bunu da ABD’den yazıyorum. Yo, yine konser filan deÄŸil. 4 yıl önceki böbrek naklimden hemen sonra yine burada geçirdiÄŸim melanom adlı cild kanseri ameliyatı, çenemin altında metastaz yaptı. Alnımdaki ilk ameliyatı yapan doktor ‘hemen gelin, ÅŸakaya gelmez’ deyince apar-topar kalktık geldik. Devamını Oku »
‘Cinuçen Tanrıkorur’ Kategorisi
Kendimiz bir ÅŸeyler bildiÄŸimize inanıyor, ama yönettiklerimizin bizim kadar bilmelerini istemiyorsak, bilgisizliklerinden faydalanıp onlara hep yanlış ÅŸeyler öğretir, “onların iyiliÄŸi için” yalanlar söyler dururuz.
“Ya onlar da bir gün öğrenir, bütün çabalarımıza raÄŸmen bize soru soracak duruma gelir, yalanlarımızı ortaya çıkarıp yüzümüze vururlarsa rezil olmaz mıyız?” diye hiç düşünmeyiz (bu biz lafın geliÅŸi, tabii ki herkes için deÄŸil). Bakın, ÅŸu “ÇaÄŸdaÅŸ Türk Sanat MüziÄŸi” adıyla sunulan yerli çoksesli müzik nasıl bir kandırmaca… Devamını Oku »
Yarım yüzyıllık ömrünü hayat, ÅŸart, hatıra, sebep, imkan, ihtimal, misal, lüzum, ihtiyaç gibi bin yıllık kelimelerimizin yerine, sözüm ona öz Türkçe, yanlış ve çirkin karşılıklar yerleÅŸtirme oyunuyla geçinmiÅŸ ve nihayet kapatılmış olan Türk Dil Kurumu’nu; önce Fransızca, sonra Almanca, en sonra da İngilizce’den (yani kim güçlüyse ondan) gümrüksüz-vizesiz Türkçe’ye alınan binlerce kelime ve deyimin (hatta dilbilgisi kuralının) yabancılığı hiç rahatsız etmemiÅŸti. Devamını Oku »
Bu yazımn baÅŸlığına bakıp, “Allah Allah, demek ÅŸu ayaküstü aburcubur dükkanlarınında kendine mahsus müziÄŸi varmış!” diye düşünmekte haklısınız, sevgili okuyucular. Ama bendeniz böbrek nakil ameliyatı olmak üzere ABD’ye gitmeden önce -moda denen illetten hayatı boyunca uzak durmaya çalışmış bir insan olarak- ne ÅŸu “çabuk yemek” anlamıııdaki “fast-food”u bilirdim, ne de bunun, hemen her Amerikalının aÄŸzındaki karşılığını: Junk Food” yani “çöp tenekesi yemeÄŸi”. Devamını Oku »
İnsanların kendi kendilerine yapacağı en büyük iyiliÄŸi de, kötülüğü de onlara baÅŸkasının yapması mümkün deÄŸildir. “Türkçülüğün Esasları”nda Ziya Gökalp şöyle diyor:
“Türk halk musikisi harsımızın (kültürümüzün) musikisidir, usulle yapılmaz. Farabi’nin Bizans’tan tercüme ve iktibas ettiÄŸi Osmanlı musikisi ise medeniyetimizin musikisidir; usulle yapılır, düm-tek musikisidir. Müslüman milletler, mimaride olduÄŸu gibi musikide de orijinal bir sanat meydana getiremediler. Aslında buna müslüman musikisi de denemez, çünkü ortodoksiarın, ermenilerin, yahudilerin de müsikisidir… Türk enmuzeci herÅŸeyiyle güzel, Osmanlı enmüzeci herÅŸeyiyle çirkindir.” (Kültür Bak., İst. 1976, ı. baskı, ss. 28-29, 53).”
Madem bu kadar Türkçüsünüz, niye “örneÄŸi” demek varken Osmanlıca “enmuzec”i kullanıyorsunuz?” demezler mi adama? Geçelim. Devamını Oku »
Müzikle doÄŸrudan ilgili olmasalar bile, pekçok vatandaşımız gibi okuyucularımız da İstiklal Marşımızın halkımız tarafından 64 yıldır neden bir türlü gerektiÄŸi gibi söylenemediÄŸini herhalde merak etmiÅŸlerdir. Nitekim yıllar önce Ankara Odalar BirliÄŸi’nde, Akif’in bir ölüm yıldönümü münasebetiyle düzenlenen panelde yaptığım “Istiklal Marşımızın ÇeÅŸitli Besteleri* Dolayısıyle MarÅŸ BesteciliÄŸinde Prozodi” konulu konuÅŸmanın sonunda emekli bir müzik öğretmeni bana: “Okullarda 40 yıl müzik hocıılığı yaptım ama bu marşı çoçuklarıma bir türlü doÄŸru-dürüst söyletemedim; nedir bunun sebebi?” diye sormuÅŸtu. Devamını Oku »
Batının tarihi Yunan müziÄŸi için kullandığı monodik sıfatından çevrilen teksesli’lik, kendi müziklerinden, öğrenemedikleri için nefret eden birtakım çıkarcıların, tek kollu, tek bacaklı gibi bir organ eksikliÄŸini çaÄŸrı§tırıp insanımızda Batıya kaf§ı a§ağılık duygusu yaratmak amacıyla yerle§tirdikleri bir politik terimdir.
Geçen yazıda sadece bir kısmını söylediÄŸimiz malzeme zenginliÄŸinden, armoni vb. efektlere ihtiyaç duymamış olan müziÄŸimiz, en az iki porte kullanmak zorunda olan Batı müziÄŸinin aksine sadecebir porte üzerineyazılabildiÄŸi için, bütün doÄŸu müzikleri gibi tek porteli dir, ama asla tek sesli deÄŸildir. Devamını Oku »
Müzikle biraz olsun ilgili olup da “çok sesli müzik, teksesli müzik” deyimlerini duymamış olan herhalde yoktur. Zira insanımız bu deyimlerle ta ortaokul sıralarından itibaren tanıştırılır. 70 yıl boyunca ortaokul ve lise müzik kitaplarında öğretildiÄŸi ÅŸekliyle tek sesli müzik, adı üstünde tek sesli, ilkel, çaÄŸdışı alaturka müziktir (yani kendi müziÄŸimiz).
Çoksesli müzikse, adı üstünde çok sesli, geliÅŸmiÅŸ, çaÄŸdaÅŸ ve evrensel “klâsik müzik”tir. Åžu klâsik müzik sözü ne zaman geçse, “Siz klâsik müzik sever misiniz?” diye soranları, “Hangisini kastediyorsunuz, bizim klâsik müziÄŸimizi mi, Batınınkini mi” sorusuyla ÅŸaÅŸkına çevirdiÄŸimi keyifle hatırlarım. “Eııı, tabiî Batı klâsik müziÄŸi” diye düzeltmek zorunda kalan bu yarı cahillerin aklına, bizim de bir klâsik müziÄŸimizin olduÄŸu hiç gelmez çünkü. Neyse gelelim konumuza. Nedir ÅŸu teksesli/çoksesli meselesi? Ve nasıl bir ilgisi vardır çaÄŸdaÅŸ ya da çaÄŸgerisi olmayla? Devamını Oku »
Sevgili okuyucular,
MüziÄŸimizin adının ‘alaturka’ olmadığını, ona bu adı alaturka kafalıların taktığını izaha çalıştığım ilk yazımda, bu sözün nereden çıktığını ve ilk defa kimler tarafından kullanıldığını gelecek yazıda açıklayacağımı söylemiÅŸtim. Åžimdi onu yapıyorum.
MüziÄŸi harp sanatında kullanan ilk uluslardanız. Tarihin tanıdığı ilk atalarımız olan Hunların, ikisi nefesli, dördü vurmalı olmak üzere altı tür çalgıdan oluÅŸan, ‘tuÄŸ’ adını verdikleri büyük bir askerî müzik takımları vardı (tuÄŸ sadece sancağın deÄŸil, aynı zamanda bu kurumun da adıydı). Hunca adları ve Türkçe karşılıkları ile bu sazlar ÅŸunlardır: Devamını Oku »
Türk popu denen, Batı’da kopya edilen hemen herÅŸey gibi, önüne ‘Türk’ kelimesi kondu mu halka bizimmiÅŸ gibi kabul ettirilebileceÄŸi sanılan bir eÄŸlence müziÄŸi türüdür. Yüzyılımızın ilk çeyreÄŸinde Celal Ince ve Fehmi Ege’nin tangolarıyla baÅŸlamış, Ilham Gencer ve Ayten Alpman’la önce Hafif Batı MüziÄŸi, sonra halka daha sempatik görünmek için Türkçe Sözlü Hafif Batı MüziÄŸi kılığına girmiÅŸ; nihayet Berkant, Kızılok, Selçuk Ural, Alpay, Cem Karaca, Barış Manço, Modern Folk Üçlüsü ve Erol Evgin’le Türk müziÄŸinin usûl ve motiflerini kullanma ihtiyacını duymuÅŸ, M. Ersoy’la Türk Kalipsosu, Erol Pekcan’la Türk Cazı, sonunda da Ajda Pekkan ve Sezen Aksu ile Türk Popu olmuÅŸtur. Bundan sonra nereye mi gider? Devamını Oku »







