Hicazkâr Âyin-i Şerîf

Önceki Sayfaya Dön

Mustafa Câzim Dede

BİRİNCİ SELÂM

Mîm ü vâv ü mîm ü nûn teşrîf nîst
Lâfz-ı mü’min cüz pey-i ta’rîf nîst

Çün münâfık hâmiyeş in nâm-ı dûn
Hemçü kejdüm mî haled der enderûn

Ger ne in nâm iştikâk-ı dûzâhest
Pes çirâ der vey mezâk-ı dûzâhest
 
Zişt-i in nâm-ı bed ez harf nîst
Telhi-i an âb-ı bahr ez zarf nîst

Harf  zarf âmed der o ma’nâ çü âb
Bahr-i ma’nâ ındehû ümmü-kitâb

Bahr-i telh u bahr-i şîrîn der cihân
Der miyanşan berzahun lâ yebgıyân

Dan ki in her dü zi yek aslî revân
Ber güzer z’in her dü rev tâ asl-i an

Zerr-i kalb ü zerr-i nîkû der ayâr
Bî-mihek hergîz ne dânî zi’tibâr

Her ki râ der cân hudâ bin’hed mihek
Mer yakîn râ bâz dâned o zi şek

Der dahân-i zinde hâşâkî cehed
An geh ârâmed ki bîrûneş nihed
 

Mü’min kelimesi sadece tarif içindir; (yoksa onu meydana getiren) mim, vav, ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. (Birisine) münafık dersen, o aşağılık isim, içine akrep gibi batar. O isim cehennemden gelmediyse, niçin onda cehennem tadı var. O kötü adın çirkinliği harflerinden değildir; o deniz suyunun acılığı da kabından dolayı değildir. Harfler kap  onun içindeki mana su gibidir; mana denizi ise Allah katındaki “ümmül-kitâb”dır.Lügat manası “Kitabın aslı, anası” demek olan ümmül-kitab ( veya diğer isimleriyle “Levh-i mahfuz” , “ilm-i mutlak”) olmuş ve olacak her şeyin Allahın ezeli ilminde bulunduğunu ifade eden bir kavramdır. Dünyada acı deniz de vardır, tatlı su da… Aralarında “bir engel vardır, birbirlerine karışmazlar” Rahman Suresi 19. ayetten iktibas yapılmıştır. Bil ki her ikisi de bir kaynaktan gelir. (Bunun için) onları bırak, asıllarına bak. Kalp altınla halis altının  ayarını mihenk taşına vurmadan, tahminde bulunarak bilemezsin. Allah kimin ruhuna mihenk taşı koyarsa, o kişi yakini ( kesin ve gerçek bilgiyi) şüpheden ayırt edebilir. Bir canlının ağzına bir çöp kaçsa, (o ancak) onu çıkarınca rahatlar. 
 

İKİNCİ SELÂM

Sultân-ı menî sultân-ı menî
Ender dil ü can îmân-ı menî

Der men bi-demî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî

Vezni: Fa‘lün feilün fa‘lün feilün [Mütedârik]

Sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. Bana üflersen ben dirilirim. Bir cân da nedir? Yüz cânımsın.

ÜÇÜNCÜ SELÂM

Der hezâran lokma yek hâşâk -i hurd
Çün der âmed hiss-i zinde pey bi-bürd

Hiss-i dünyâ nerdübân-i in cihân
Hiss-i dînî nerdübân-i âsümân

Sıhhat-i in his bi-cûyîd ez tabîb
Sıhhat-i an bi-cûyîd ez habîb

Vezni: Fâilâtün fâilâtün fâilün [Remel]

Binlerce lokma arasında küçük bir çöp parçası (ağza) girse, canlının hissi onu farkeder. Dünya hissi bu cihanın, din hissi ise göklerin merdivenidir. Bu hissin sıhhatini hekimden arayın, o hissin sıhhatini sevgiliden…

Ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur
Kulu olan kişiler hüsrev ü hâkân olur

Her ki bugün Veled’e inanuben yüz süre
Yoksul ise bay olur bay ise sultân olur

Binlerce tebrikler! Bu nasıl bir sultandır ki hizmetçisi olanlar, padişah olur. Bugün her kim (Sultan) Veled’e inanıp (dergâhına) yüz sürerse, fakir ise bey olur, bey ise sultan olur.

Sıhhat-i in his zi ma’mûr-i ten
Sıhhat-i an his zi vîrâniy beden

Râh-i cân me cism râ vîrân küned
Ba’d ez an vîrâni âbâdân küned

Ey hunük cânî ki der aşküı meâl
Bezl kerd o hân ü mân ü mülk ü mâl

Kerd vîrân hâne behr-i genc-i zer
V’ez hemân genceş küned ma’mûrter

Âb râ bib’rîd ü cû râ pâk kerd
Ba’d ez an der cû revân kerd âb-hord
Pôst râ biş’kâft peykân râ keşîd
Pôst-i tâze ba’d ez aneş ber demîd

Kal’a vîrân kerd ü kâfir sited
Ba’d ez an ber sâhteş sad bürc ü sed

Kâr-i bîÜçün râ ki keyfiyyed nihed
İn ki güftem in zarûret mî dihed

Geh çünan bin’mâyed ü gâhî çünûn
Cüz ki hayrânî ne-bâşed kâr-i dîn

Vezni: Fâilâtün fâilâtün fâilün [Remel]

 Bu hissin sıhhati, bedenin âfiyetindedir; o hissin sıhhati ise vücûdu harab etmededir. Can yolu; cismi (önce) harab eder; sonra da o harabeyi mamur eder. Ne mutlu o cana ki yüce aşk uğruna evini barkını; malını, mülknü yağma eder. (Bir kimse) altın (dolu) define çin (bir) evi yıksa, o hazineyle daha güzel bir ev yapar. (Bir kimse de) suyu kesip yatağını temizler, ondan sonra oradan içilecek su akıtır. (Birisi) deriyi yarıp (saplanmış) oku çıkarır, ondan sonra orada yeni deri meydana gelir. (Birisi) kaleyi yıkarak kâfirden alır, sonra oraya yüz burc ve set yapar. Niteliği ve nasıllığı (bilinmeyen Allahın) işini kim (hakkıyla) tanımlayabilir. Bu söylediklerim de zaruret gereğidir. Bazen öyle gösterir, bazen öyle… (Onun için) din işinde ancak şaşkınlık ve hayret vardır.

DÖRDÜNCÜ SELÂM

Sultân-ı menî sultân-ı menî
Ender dil ü can îmân-ı menî

Der men bi-demî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî

Vezni: Fa‘lün feilün fa‘lün feilün [Mütedârik]

Sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. Bana üflersen ben dirilirim. Bir cân da nedir? Yüz cânımsın.

Çev: Yakup Şafak