Forum « Mutriban.COM
— Yasal Uyarı —

Bağış —
Mesaj göndermek için Giriş yapmalısınız
 
Odaları Ara:


 




Ma’rûf-i Kerhi Hazretleri

KullanıcıMesaj

01:20
05 Aralık 2009


guzeller

Üye

Mesaj Sayısı: 3

1

Ma’rûf-i Kerhi Hazretlerin hayatı
Ma’ruf bin Firûz, İranlı bir ailenin çocuÄŸudur. Annesi ve babası Hıristiyandır. Onun da kendileri gibi dindar bir Hıristiyan olmasını çok isterler. KardeÅŸleri ile birlikte kilise mektebine gönderirler. Ma’ruf farklı bir çocuktur. Mutidir ama öyle her anlatılana boyun eÄŸmez ve gönlüne yatmayan ÅŸeyi kabullenemez. Nitekim “Baba, OÄŸul, Ruh-ül Kuds” üçlemesini içine sindiremez. Bu konu üzerinde çok düÅŸünür ve sorduÄŸu sorularla rahibi bunaltır. Aldığı cevaplar yeni izahlara muhtaçtır ve sadece sorularını çoÄŸaltır. Rahip bu çocuÄŸun karşısında izahlarının basit, mantığının sığ kaldığını hisseder. Disiplini saÄŸlamak için onu konuÅŸmaktan men eder. Ama zeki çocuk ne yapar yapar sözü mevzuya getirir. Rahibe göre tek çözüm kalır: Dayak. O da öyle yapar, Ma’ruf’u ibreti âlem için falakaya çeker, yoruluncaya kadar döver.

Åžimdi Ma’ruf’u evde yeni sıkıntılar bekler. Zira babası gibi saf insanlar bir rahibe kafa tutulabileceÄŸini düÅŸünemez ve böyle bir cürmü iÅŸleyeni affetmezler.

O diyardan gider olur

Ma’ruf biran kendini çok yalnız hisseder, alır başını uzaklara gider. O devirde yokluk kıtlık vardır. Hayat herkes için zor ama evini terkeden bir çocuk için daha zordur. Niye öyle yapar bilinmez, Kûfe’ye yönelir. Hava sıcak, yollar dikenli ve taÅŸlıdır. Elbiseleri ipliklenir, çarıkları parçalanır. O yıllarda yolcular mescidlerde mola verirler. Hem namaz kılar, hem de bir miktar dinlenirler. Müslümanlar yolcu duasının makbûl olduÄŸuna inanır misafirlere ekmek, ÅŸerbet ya da meyve ikram ederler. Sofralarına oturanlara meÅŸreplerini ve mezheplerini sormazlar. Kim olsa koluna girer, “Lütfen buyrun” derler. Bu karşılıksız hizmet Ma’ruf’u çok etkiler. Artık sadece mescidlere sokulur. Kah hasır üstünde uyur, kah sofralarına oturur.

Küçük çocuk yorucu bir yolculuktan sonra Kûfe’ye varır. Yine gözüne kestirdiÄŸi bir mescide yaklaşır. Åžadırvanda elini yüzünü yıkar. Artık bitmiÅŸtir, eÄŸer içeride bir kuytu bulabilir ve azıcık kestirebilirse kendini iyi hissedecektir. Sessizce girip bir köÅŸeye çekilir. O sıra sevimli bir zat talebeleri ile ders yapmaktadır. Nur yüzlü âlim sanki kendisini anlatır. “Kim Allah’tan yüz çevirirse, Allah da ondan yüz çevirir. Ama kim Allah’ı (Celle Celalüh) arzular ve ona koÅŸarsa Rabbimiz onu rahmetiyle karşılar” der. Bu sözler Ma’ruf’a çok tesir eder. Nasıl etmesin o zat velilerin önderlerinden İbn-i Semmak hazretleridir. Ma’ruf çekildiÄŸi kuytuda için için aÄŸlamaya baÅŸlar. “Ya Rabbi” der, “Sen, beni benden iyi biliyorsun. Sana kavuÅŸturacak yol ne ise onu nasip eyle.”

Ehl-i beyt ile içiçe

İşte tam o sırada İbn-i Semmak Hazretleri susar. Ortalıkta uzunca sayılacak bir sessizlik olur. Mübarek birden etrafına bakınır ve “İran’dan gelen genç de kim?” diye sorar. Cemaat dönüp Ma’ruf’a bakar. Ma’ruf ayaÄŸa kalkar. İbn-i Semmak “Merhaba” der, “Merhaba ey Rabbini arayan. Merhaba ey Allahın muhabbetine mazhar olan” kucaklaÅŸmaları o kadar hislidir ki Ma’ruf da büyük veli de aÄŸlar. İbn-i Semmak çocuÄŸu baÄŸrına basar ve sen “Rahibe ve babana aldırma” der, “dua et, onlar da kurtulsunlar!” Ma’ruf hayretler içindedir, çünkü başından geçenleri kimseye söylememiÅŸtir. İbn-i Semmak onu elinden tutar Ehl-i beytin büyüklerinden İmam-ı Ali Rıza’nın yanına götürür. Efendimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) nurlu torununu görünce zerre kadar acabası kalmaz. Bütün tereddütleri eriyip gider, büyük bir teslimiyet ve tarifsiz bir aÅŸkla kelimeyi ÅŸehadet söyler.
Ya anası babası
Ma’ruf, Kûfe’de ciddi bir eÄŸitimden geçer. İmam-ı Ali Rıza’nın çocuklarıyla birlikte büyüdüÄŸü için aileden sayılır. İmam-ı Ali Rıza “O neseb bakımından deÄŸilse de huy ve muhabbet bakımından Ehl-i beyttendir. Nasıl ki ceddimiz Selmân-ı Farisi’yi ilhak edip Ehl-i beytten saydı Ma’rûf da bizdendir.”
Allahü teâlâ bazı kullarını seçer ve sever. Onların üstüne nisan yaÄŸmuru gibi nimet yaÄŸdırır ki Ma’rûf bunlardan biridir. Nitekim bir zaman sonra Dâvûd-i Tâî gibi bir velinin dizi dibine oturur. Gökler duvak duvak açılır, hallere ve sırlara kavuÅŸur.
Ma’rûf-ı Kerhi yıllar sonra memleketine döner. Köyleri yine bakımsız, yolları yine tozludur. Evleri daha bir viranlamıştır. Annesi, babası onu hasretle kucaklar. KardeÅŸleri etrafına toplanırlar. Onu fazla üzmez topyekun Müslüman olurlar. Ma’ruf-i Kerhi rahibi de ziyaret eder. YaÅŸlı adam piÅŸmandır, mahçuptur. Ma’ruf “özre ne gerek” buyurur “sen bana yaptığın iyiliÄŸin büyüklüÄŸünü bir bilsen?” Netice’de hepsi iman ederler. Kırk yıllık rahip sarar sarığını, mihraba geçer.
Ma’rûf-i Kerhi bir zaman sonra BaÄŸdat velileri arasında zikredilir ki Zekeriyya bin Yahya ve Sırrîyi Sekâtî gibi zirveleri o yetiÅŸtirir. Ahmed bin Hanbel gibi bir müctehid bile bazı meseleleri ona getirir. Onun yanında diz çöker ve edebinden sesi zor iÅŸitilir. BaÄŸdatlılar onu çok severler. Zira o Allah’ın izniyle öldükten sonra bile feyz ve nasihat veren dört veliden biridir. (DiÄŸerleri Ahmed bin Hanbel, BiÅŸr-i Hafi ve Mansur bin Ammâr’dır) Mesela Sırrîyi Sekâtî Hazretleri onun kabrine sıkça gider. Elbette Allahü teâlâ’dan ister ama onun hatırını vesile eder.

Beddua yerine dua…

Ma’rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem ÅŸarkı söylerler. Bir ara hepten ÅŸirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliÄŸe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları “Ah ÅŸu kayık bir devrilse de” derler, “günlerini görseler”. Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve “Ya Rabbi” der, “Sen bu kullarını dünyada neÅŸelendirdiÄŸin gibi ahirette de neÅŸelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle.” İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaÅŸlarını uyarır. MübareÄŸi görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir Åžeyh Mar’uf’un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.

Paylaşılamayan velî
Mar’uf-ı Kerhi Hazretlerini sadece Müslümanlar deÄŸil, Hıristiyanlar da çok sever. Bir defasında bunlardan biri gelir, “çocuk sahibi olabilmek” için dua ister. Büyük veli bir fırsatını bulup onu zarif bir ÅŸekilde İslâm’a davet eder. Adam “İyi ama” der, “ben buraya din deÄŸiÅŸtirmeye gelmedimki. İstediÄŸim sadece bir evlad”
- Allah sana hayırlı bir evlad nasip etsin. Onun elinden imana gelesin.
Çok geçmez, adamcağızın çok akıllı bir oÄŸlu olur. Okul çağı gelince onu kilise mektebine gönderir. Rahip ilk gün teslisi anlatır ama çocuk bir tuhaf olur. “Hayır” der, “kalbim daralıyor, dilim söylemiyor.”
-Tamam, bunları sonra konuÅŸuruz. Åžimdi alfabeye geçelim. Haydi bana harfleri oku.
Çocuk bir ÅŸiir okur ki ilk beyit elif, beyle baÅŸlar son beyit lamelif, ye ile biter. Her mısra Allahü teâlânın sıfatlarını ve Muhammed Aleyhisselamın meziyetlerini anlatır ki sanatlarla doludur. Çocuk, alfabeyi bitirip devam eder. “AÄŸlatan, güldüren, öldüren, dirilten Allah’a yemin ederim ki / O’nun kapısından baÅŸkasına giden mutlaka zarar etti/ Ondan baÅŸkasından ne zarar gelebilir, ne fayda/ Kul isyan eder, örter âliyyul âlâ.
Rahip bu sözleri söyleyeni deÄŸil söyleteni arar ve doÄŸruyu bulur. ÇocuÄŸun babasını da İslâm’a davet eder. Adamcağız itiraz etmez zira yıllar evvel Åžeyh Ma’ruf’un ettiÄŸi dua kulaklarında çınlamaktadır.
Ma’ruf-i Kerhi Hazretleri ölümü yaklaÅŸtığında vefakâr talebesi Sırrıyî Sekati’ye döner ve “Ben ölünce üzerimdeki gömleÄŸi fakirlere ver” der. Biliyor musunuz zaten bütün serveti o gömlektir. Hasılı bu âlemden geldiÄŸi gibi gider.
Mübarek kimseyi kırmaz ve herkese insanca muamele eder. Bu yüzden onu herkes sever. KomÅŸuları cenazesini paylaÅŸamazlar. Hıristiyanlar ve Yahudiler de gelir onu kendi mezarlıklarına defnetmeye kalkışırlar. Ancak tabutu yerinden bile oynatamazlar, halbuki Müslümanlar el attığında naaÅŸ tüy gibi hafifler ve kuÅŸ gibi uçar. Orada bulunanlar topyekün müslüman olurlar.

(En büyük zenginlik,hak teala ile ünsiyet kazanmandır. ruhen ölmüş kimselerle arkadaşlık yapmak en büyük fakirliktir.) (Ahmed rufai (k.s) hazretleri

 
 

Mutriban.COM Panosu Hakkında İstatistikler

En Çok Kaç Üye Bağlandı:

8

Kimler Burada:

http://www.mutriban.com/

4 Misafir

Pano Durumu:

Kategoriler:1

Odalar:1

Konular:18

Mesajlar:54

Üyeler:

2156 Üye var

2 Misafir var

1 Yönetici var

4 Kontrolör var

Çok Mesaj Atanlar:

muhibbi – 7

Eray_20 – 3

guzeller – 3

mutriban – 3

ferahnak – 2

ktns – 2

Yöneticiler:semazen (0 Mesaj)

Kontrolörler:ediker18 (4 Mesaj), handan (0 Mesaj), neyzen (0 Mesaj), timucincevikoglu (0 Mesaj)




  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • MySpace
  • FriendFeed
  • Live
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks
  • email

20987