Sûz-i Dil Mevlevî Âyini
- Beste: M. Zekâî Dede
1. Selam
Yâ sagîre’s-sinnî, ya ratbe’l-beden
Yâ kariba’l-ahdî min şurbi’t-beden
Ruhuhû ruhi ve ruhi ruhuhü
Men re’a duneyni hâşâ fi’l-beden?
Sahha, inde’n-nâsi enni âşıkun
Gayru en lem ya’rifû aşkı li-men
“Ey yaşı küçük, taze vücutlu güzel!
Ey ilâhî aşk sütünü içme zamanı gelmiş olan!
Onun canı benim, benîm canım da onundur.
Hâşâ, bir vücutta iki ruhu kim görmüştür?
Benim insanlar nezdinde
âşık olduğumu bilmezler.”
Tâ âşık-ı an yârem, bi-kârem u bâ kârem
Sergeşte vü pâbercâ mânend-i pergârem
İkrar mekün hâce! men bâ tû nemîgûyem
Men mürde nemîşûyem, men hâre nemîhârem
“O sevgiliye âşık oldukça hem meşgulüm, hem işsizim.
Bir ayağı sabit, bir ayağı dönen pergel gibiyim.
Ey efendi! Konuşup durma. Sana söylemiyorum.
Ben ne ölü yıkayanım, ne de mezar taşı yapan.”
İn kîst in, in kîst in şîrîn ü zîbâ âmede?
Sermest u na’leyn der bağal der hâne-i mâ âmede?
Hâne der û hayran şude, endîşe sergendân şude
Sad akl-u cân ender peyeş bî-dest u bî-pâ âmede.
“Bu kimdir? Bu evimize gelen tatlı güzel kimdir?
Sarhoş ve nalınları koltuğunda evimize gelen kimdir?
Ev ona hayran oldu ve aklımız fikrimiz karıştı.
Yüzlerce akıl ve can onun peşinde ne yaptığını bilmez bir hale geldi.”
Ey ma’den-i âteş! Biyâ. Ateş çe mîcûyî zi mâ?
Vallah ki mekr est u dağal in tâ ki încâ âmede.
Rûpûş çun pûşed tura, ey rû-yi tu şemsud-duhâ
İn konc-i hâne ez ruh et çun dest u sahra âmede
“Ey ateş madeni! Niçin bizde ateş ararsın?
Onun buraya gelmesi vallahi hileden, düzenden ibarettir.
Ey yüzü sabah güneşi kadar güzel olan! Peçe yüzünü nasıl örtsün?
Bu gönül evinin köşesi senin yüzünden ovalar, yaylalar gibi aydınlandı.”
Nedâred pây-ı âşk û dil-i bi-dest u bî-pâyem
Ki rûz u şeb çu Mecnûnem, ser-i zencîr mîhâyem
Hayalât-ı heme âlem egerçi âşinâ dâned
Be-hûn garka şeved Vallah eğer in râz bugşâyem.
“Kararsız gönlümün onun âşkına dayanacak gücü yok.
Bu sebeple Mecnun gibi gece gündüz dolaşıyor, zincir kemiriyorum.
Bütün dünyadaki insanlar onu her ne kadar hayal alemlerinde tanıdık biri sansalar da,
bu işin sırrını açıklayacak olursam, onların hepsi kana gark olur.”
2. Selam
Geh çerh-zenân hemçun felekem
Geh bâl-zenân hemçun melekem
Çerhem pey-i hâk, râksem pey-i hâk
Men zân-i veyem, nî muşterekem.
“Bazen felek gibi döner,
bazen melek gibi kanat çırparım.
Allah için döner, Allah için raksederim.
Ben müşterek değil, ona aitim.”
3. Selam
Perde-i diger mezen cuz perde-i dildâr-i mâ
An hezârân Yûsuf-i şîrîn-i şîrînkâr-i mâ
Yûsufân râ mest kerd u perdehâşan berderîd
Gamze-i hûni-yi mest-i an şeh-i hummâr-i mâ
“Sevgilimizden başka hiç bir şeyden söz etme.
Binlerce Yusuf’un güzelliğine sahip olan sevgilimizden başkasından söz etme.
Bizim mahmur sevgilimizin kanlı sarhoş gamzesi
Yusufları sarhoş edip, bütün sırlarını açığa vurdu.”
Ey ki hezâr âferîn bu nice sultân olur
Kulu olan kişiler husrev u hâkân olur
Her ki bu gün Veled’e inanuben yüz süre
Yoksul ise bay olur, bay ise sultan olur.
“Ey kendisine binlerce alkışlar, aferinler alan;
O sevgili ne yüce bir sultandır ki kendisine kul olanlar şüphesiz padişah ve hakan olurlar.
Bugün Veled’e inanıp yüz sürenler
yoksul iseler zenginliğe ve bolluğa ererler. Zengin iseler Sultan olurlar.”
Ser-be-gerîbân derest sufî-i esrar râ
Tâ çi ber-âred zi gayb âkibet-i kâr râ
Ba’d be hâk âmede, âb ber âteş zede
Âşk be-hem berzede hîme-i in çarh râ
“Gayb âleminden işin akıbetinin ne olacağını çıkarmak için
Sırlara vakıf sûfi düşünceye dalmıştır.
Sonra secdeye varmış, ateşe su serpmiş.
Aşk bu dünyanın çadırını darmadağın etmiştir.”
Bade dih an yâr-i kadehhâre râ
Yâr-i turşrû-yi şekerpare râ
Hâmûşî kun güft ki in âlemest
Terk kun in âlem-i gaddâre râ
“O şarap düşkünü sevgiliye şarap ver.
O çok tatlı, fakat asık suratlı sevgiliye şarap ver.
Sesini kesl Bu dünyadır, dediler.
Bu vefasız dünyayı terket.”
Ah güzelin aşkına, hâlâtına
Yandı yürek aşk harârâtına
Andiçeyim gayri güzel sevmeyim
Tanrıya vü Tanrının âyâtına
“Ah, o güzelin aşkına, hallerine,
onun aşk hararetine (ateşine) yüreğim yandı.
Tanrı ve Tanrının ayetleri aşkına
artık güzel sevmemeğe yemin edeyim.”
Ey kâşif-i esrâr-ı Hüdâ Mevlânâ
Sultân-ı beka, şâh-ı fena Mevlânâ
Aşk etmededir Hazretine böyle hitâb
Mevlâ-yi gürûh-i evliya Mevlânâ
“Ey Tanrı’nın sırlarını keşfeden Mevlânâ!
Yokluk âleminin sultanı, bek’â âleminin şahı Mevlânâ!
Aşk o hazrete böyle hitab etmektedir.
Evliyalar topluluğunun efendisi Mevlânâ!.”
4. Selam
Sultân-ı menî sultân-ı menî
Ender dil ü cân îmân-ı menî
Der men bidemî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî
“Sultanımsın, sultanımsın,
benliğimde imanımsın.
(Hz. İsa gibi) Bir kez üflesen dirilirim.
Bir canın sözü mü olur? Yüz canımsın”


