Sabâ Bûselik Mevlevî Âyini
1. Selam
Âteş ne zened der dil-i mâ illâ Hû
Kûteh ne küned menzîl-i mâ illâ Hû
Ger âlemiyân cümle tabîbân bâşend
Halli ne küned müşkil-i mâ illâ Hû
“O’ndan başka kimse gönlümüzde aşk ateşini yakamaz.
O’ndan başka kimse göçüp konacağımız yerin yolunu kısaltamaz.
Eğer bütün İnsanlar tabib olsalar (Ne var?)
Müşkülümüzü O’ndan başka kimse halledemez.”
Ne aceb kim bezenmiş hüsn-ile Bari
Bu sureti yani bu nakş-ı nigârı
Her ehl-i nazar kim göre tahsîn ola kârı
Bu çeşm ü izarı kalmaya kararı
“Hey hey Tanrı ne şaşılacak güzellikte bezemiş
Bu sureti, yani sevgilinin bu resmini
Her nazar ehli ki, bu gözü bu yanağı görür;
Güzel bulup beğenmektir ve aşk ile ızdıraba düşmektir işi.”
Uşşâkı katar eyledi aşk içre Muhammed
Ol Şâh-ı mümecced ol matlabu maksad
Ey üştür-i dil sen olagör pîş-i katâri
Çek âşk ile bârı bî-verd ile hârı
“Aşıkları aşk içinde katar gibi dizdi Muhammed.
O yüce SulJan, O cümlenin sevdiği, O cümlenin yöneldiği.
Ey gönül bineği! sen bir katarın öncüsü olmaya bak.
Aşk ile, gönülden çek o yükü, O gülsüz dikeni.”
Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin.
Tenlerde vü canlarda nihân hep sen imişsin
Senden bu cihan içre nişan ister idim ben
Âhir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin
“Ben bilmezdim… Gizli görünen hep sen imişsin.
Tenlerde ve canlarda gizlenen hep sen imişsin.
Senden bu cihan içinde bir nişan (İşaret) isterdim ben
Sonunda bunu bildim ki, cihan hep sen imişsin”
2. Selam
Ey şâh-i şehr-i akl ü cân ber taht-ı dil hâkân tuyî
Ender zemîn ü âsumân sultân-ı sultânân tuyî
Der cân-ı mâ cânân tuyî der kân-ı mâ kânân tuyî
Cennet tuyî şerbet tuyî sâld tuyî Rıdvan tuyî
Bâ âşık ez dünya megû ve’z mülket-i ukbâ megû
Cüz Hazret-i Mevlâ megû mîgû ki’în ü ân tuyî
“Ey akıl ve can şehrinin şahı gönül tahtının sultanı sensin.
Yerde ve gökte sultanlar sultanı sensin
Canımızdaki sevgili sen, ocağımızdaki cevher sensin
Cennet Sen, Şerbet Sen, sâkî Sen, Rıdvan (Cennetin kapıcısı olan melek) Sensin.
Âşıka dünyadan da ahiret ülkesinden de söz etse;
Hazret-i Mevla’dan başka bir şey söyleme ve de ki: Bu, şu, her şey sensin.”
3. Selam
Âşıkân der kûy-i cânân e’s-salâ
Sûy-i ân hurşîd-i şâbân e’s-salâ
Şems-i Tebrîzî zi bâlâ-yi felek
Her zamânî mikeşed-hân e’s-salâ
“Âşıklar sevgilinin mahallesinde(dir), essala!(hey hey bilin)
O parlak güneşin bulunduğu yerde(dir). Essalâ!
Şems-i Tebîzî her zaman göğün
yükseklerinden sesleniyor. Essalâ!”
Ey ki hezâr aferin bu nice sultân olur
Kulu olan kişiler husrev ü hâkân olur
Her ki bugün Veled’e inanuben yüz sûre
Yoksul ise bay olur bay ise sultan olur
“Hey, binlerce aferin! Bu nasıl sultandır ki,
Kulu olan kişiler Hüsrev olur, Hakan olur
Sultan Veled’e bugün inanıpta yüz süren,
Yoksul ise zenginleşir, zengin ise sultan olur.”
Der bağ-ı cemâlî sanemâ çün gül-i râ’nâ
Der çeşm çü nûrî vü çü cân der heme âzâ
Men bülbül-i gülzârem ü der dâm-ı tü zârem
Ez çist aceb bâ tü mera in heme sevdâ
“Ey sevgili; sen güzellik bahçesinden hoş bir gülsün
Gözde nur, bütün uzuvlarda da can gibisin
Ben gül bahçesinin bülbülüyüm, senin tuzağında inliyorum.
Bunca sevda ile sana bağlanışımın sebebi acaba nedir?”
Ey rûy-i tü kıble-i cihân-ı dil-i men
V’an derd-i cihân emn ü emân-ı dil-i men
Hem can ü teni vü hem tü cân-ı dil-i men
Ey gevher-i deryâ-yı nihân-ı dil-i men
“Ey yüzü gönül cihanımın kıblesi olanı
Ey cihanın kaygısı, gönlümünse huzur ve emniyeti!
Hem can ü tensin, hem de gönlümün canısın
Ey gönlümün gizli deryasının cevheri!”
Tû mâhî acîbi ki mislî ne-dârî
Beher cilve canrâ der âteş sipârî
Be-zülfeyn u ebrû be-çeşmân-ı âhû
Pey-i dil-rubâî çö şîr-i şikârî
Meh-i hur gulâmet zicân geşt ü râmet
Dü âlem be-dâmet çi zîbâ nigârî
Nazîret ne-dîdem ne ez kes şînîdem
Dil ü dînî burdî çi ayyârî yârî
Veled-râ çi bâşed şehâ k’ez zi rahmet
Zi silk-i gulâmân-i hîşet şümârî
“Sen öyle hayranlık verici bir aysın ki, benzerin yoktur.
Yaptığın her cilve ile canı ateşlere salıyorsun.
Saçlarınla, kaşınla, ahû gibi gözlerinle
Av peşine düşmüş bir aslan gibi gönüller çalmanın peşindesin.
Ay ve güneş kölen olmuş, canından geçip sana bağlanmışlar.
Her iki dünya da tuzağında; Sen ne güzel sevgilisin!
Benzerini ne gördüm, ne de bir kimseden işittim.
Gönlümü dinimi alıp götürdün; Ey sevgili! sen nasıl bir hilekarsın?
Ey güzeller şahı Veled’i rahmet etsen de (esirgesen de)
kendi kölelerinin zincirinden bir halka saysan ne olur?”
4. Selam
Sultân-ı menî Sultân-ı menî
Ender dil ü cân îmân-ı menî
Der men bidemî men zinde şevem
Yek cân çi şeved sad cân-ı menî
“Benim sultanımsın, benim sultanımsın.
Gönlümde canımda imammsın.
Soluğunu üflersen ben kendime gelir canlanırım.
Bir can da ne olur ki… Yüzlerce canımsın.”


