Archive for Mayıs, 2009

Sevgili okuyucular,
Müziğimizin adının ‘alaturka’ olmadığını, ona bu adı alaturka kafalıların taktığını izaha çalıştığım ilk yazımda, bu sözün nereden çıktığını ve ilk defa kimler tarafından kullanıldığını gelecek yazıda açıklayacağımı söylemiştim. Şimdi onu yapıyorum.

Müziği harp sanatında kullanan ilk uluslardanız. Tarihin tanıdığı ilk atalarımız olan Hunların, ikisi nefesli, dördü vurmalı olmak üzere altı tür çalgıdan oluşan, ‘tuğ’ adını verdikleri büyük bir askerî müzik takımları vardı (tuğ sadece sancağın değil, aynı zamanda bu kurumun da adıydı). Hunca adları ve Türkçe karşılıkları ile bu sazlar şunlardır: Devamını Oku »

Türk popu denen, Batı’da kopya edilen hemen herşey gibi, önüne ‘Türk’ kelimesi kondu mu halka bizimmiş gibi kabul ettirilebileceği sanılan bir eğlence müziği türüdür. Yüzyılımızın ilk çeyreğinde Celal Ince ve Fehmi Ege’nin tangolarıyla başlamış, Ilham Gencer ve Ayten Alpman’la önce Hafif Batı Müziği, sonra halka daha sempatik görünmek için Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği kılığına girmiş; nihayet Berkant, Kızılok, Selçuk Ural, Alpay, Cem Karaca, Barış Manço, Modern Folk Üçlüsü ve Erol Evgin’le Türk müziğinin usûl ve motiflerini kullanma ihtiyacını duymuş, M. Ersoy’la Türk Kalipsosu, Erol Pekcan’la Türk Cazı, sonunda da Ajda Pekkan ve Sezen Aksu ile Türk Popu olmuştur. Bundan sonra nereye mi gider? Devamını Oku »

Neyzen Kudsi Erguner, “Tedavülden kaldırılmak istenen bir müziği sevdim.” diyor. Erguner, sadece müziğin sufî olmasının yetmediğini, dinleyenlerin de sufî olması gerektiğini belirtiyor. Usta neyzen, “Müziğimiz eski şiiri ve edebiyatı güncelleştiren bir araç olabilir. Gazel ve ilahiler bugün diskotek müziğine dönüştü.” diyerek bugünün müzik ortamını da eleştiriyor.

Ben tedavülden kaldırılmak istenen bir müziği sevdim

Paris’te yaşayan müzisyenimiz Kudsi Erguner, 4 Mart’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda ‘İslam Blues’ isimli bir konser verecek. Erguner’le hem bu konserin mahiyetini hem de kendisinin ve Batı dünyasının müziğe bakışını konuştuk. Tedavülden kaldırılmak istenen bir müziğe gönül verdiğini söyleyen Erguner, “Amerika’da milyonlar satan kitap Mevlânâ değil, Coleman Bark’ın sağ gözü ile eski İngilizce tercümesini okuyup sol gözüyle de yazdığı kendi şiirleridir. Aşağılık kompleksimiz o kadar ileri ki; dinimiz dahil tüm değerlerimizin kıymetini ancak çok değer verdiğimiz Batı insanı ilgilendiği vakit anlıyoruz.” diyor. Devamını Oku »

Müzik denildiğinde aklımıza hemen seslerin oluşturduğu kompozisyon gelir. Müziğin ses, sessizlik, insan, enstrüman vd. unsurlardan oluştuğunu unutmamalıyız. Müzik doğal olan ve olmayan tüm unsurları içinde barındırır. Son noktada müzik bir resim gibi somut olarak karşımızda durmaz. Resim tual ile bizim görselliğimize hitap eder. Müzik dinleme anında vardır. İcra bittiği an kulağımızdan, gözümüzden silinir gider. Sadece bizde bıraktığı etki, izlenim kalır. Devamını Oku »

Müzik bu güne gelinceye kadar sürecinde oldukça karmaşık bir yol izlemiştir. Bu sürecin insanlık tarihi ile paralellik göstermesi bizi şaşırtmamalı. Karmaşıklığın en önemli boyutu, müziğin tekniğinde kendini gösterir. Tüm kuramsal çatışmalar ve toplumsal dinamizm bu bu boyutun içinde gizlidir. Yaşamı şekillendirerek anlamlı kılmaya ve sanata dönüştürmeye çalışan plastik sanatların aksine müzik, insanlığın tüm evrelerini melodik yapısında bize duyurması ile anlamlıdır. Anlamlı olmasındaki gizem, kültürel kodlamaların çözümü için süren çabalarla estetik, felsefi ve toplumbilimsel bir alana yönelir. Bu yönelmenin metaforik kelimesi: öznedir. Devamını Oku »

Müzik ile ilgili her yazı, ilgi alanım olduğu için dikkatimi çeker. Müzik, önceleri benim için dinlenme-eğlenme aracı iken, şimdi; mesleğimin parçası, çalışmalarımın “nesnesi” haline geldi. Müzik yazıları da artık daha bir önem kazandı.

Yazılan her yazı süreç içinde tarihe mal oluyor.  “iyi” olması, “kötü” olması dışında tarihi belge niteliği her müzik yazısını önemli kılıyor. Müzik bilimci bu nedenle tarih konusunda hassas olmalıdır. Çünkü müziği müzisyenler yaparken, müzik tarihini müzik bilimciler yazmaktalar. Yazılar sonuçta literatürü oluşturarak  tarihin seyrine etki etmekteler. Devamını Oku »

Mekan ontolojik olarak her zaman kutsallığını korumuştur. Varlığın kendini ifade ederek aidiyet olgusu kazanması mekan ile mümkündür. Bu nedenle mekanın mitlerle, yaratılış hikayeleri ve kutsal metinlerle anlatımı söz konusudur. Her varlığın bir mekanı vardır. Burada varlık kendini kainatın tüm kötülüklerinden arındırmış olarak yaşar. Cennet, günahlardan arındırılmış en temel yerdir.

Beden ruh için en temel yaşam alanı gibi görünürken aslında geçici bir mekansal uğrak yeridir. Bedenin ruh ile bütünleşmesi, doğumdan önce canlının ana rahminde yaşam sürecine girmesi ile başlar. Bu andan itibaren canlı ruh ile kutsanarak dünyadaki yaşam serüvenine başlamıştır. Doğurgan olan tüm canlılar kutsal kabul edilir. İnsan için yaşamı ve doğurganlığı temsil eden kadın “Meryem Ana” imgesiyle günahsız olarak kabul edilir. Doğum ölüme en yakın andır. İnançlarımız doğrultusunda doğumda da, ölümde de tüm kutsal olan ritüelleri eksiksiz yerine getiririz. Yeni doğan bir bebeğin kutsanması, aynı zamanda varolduğu alanın yeniden kutsanması kutsallaştırılması demektir. Her doğum yaşamın yeniden kutsallaştırılarak katarsis olma halidir. Devamını Oku »

Sanat toplumun içinde birey tarafından üretilmesine rağmen, bireyin toplum tarafından kültürleşme süreciyle bilincinin kazanılması, sanatın aynı zamanda “anonim” özelliğini de göz önüne getirir ki bu bireyin ürettiği eserin tam olarak kendisine ait olmadığını da söylemek demektir. Bireyin ürettiği eserin kendisine ve topluma ait olması demek aynı zamanda herhangi bir sanat dalıyla da ilişkili olması demektir. Bir sanatı başka bir sanat dalından ayrı düşünmek doğru değildir. Devamını Oku »

Âlemlerin rabbi yüce yaratanımız Allah’a (C.C.) hamd, efendimiz (S.A.V.) hazretlerine sonsuz salât ü selâmlar eder, Hz. Pîr Mevlânâ Celâlüddîn Rûmî’ye ve Şems Hazretlerine niyazlarımızı gönderir ve şefâatlerini dileriz.

Mevlevîlikte mûsikînin önemi hepimizce mâlumdur. Biz bu yazımızda bu mûsikînin yani Mevlevî Âyinleri’nin nasıl icrâ edildiğini anlatmayacağız. Zîrâ bu mevzû çokça yazılmıştır ve istenildiğinde rahatça ulaşılabilmektedir.

O halde Mevlevîlikte mûsikî neden mühimdir? Hz. Mevlânâ mûsikîye çok mu önem vermiştir? Hz. Pîr’i anlatmak haddimiz olmamakla beraber (zîrâ O’nu atlatmak için anlamış olmak lâzımdır. O da “benim gibi olursan anlarsın” demektedir zaten) Mûsikî ile alâkalı beyitleri rubâî ve mısralarından örneklerle bu mevzûnun Mevlânâ Hazretleri ve Mevlevîlik açısından neden bu kadar mühim olduğunu idrâk etmeye çalışacağız. Devamını Oku »

Müzikal kimlik dediğimizde aklımıza, bireyin ya da toplumun sevdiği, icra ettiği müzik türü gelir. Müziğin tek boyuta indirgenen bu perspektifi, Müzik Biliminin[1] gelişimi ile genişlemiştir.

Müzik toplum bağlamlı, sosyo-kültürel fenomendir. Kültürel kimlik direkt İnceleneceği gibi, bir ögesinden yola çıkılarak ta ele alınabilir. Kimlik[2], kendimizi ait hissettiğimiz grubun içinde tanımlanmamızdır. Müziğin tanımlanması, anlamlandırılması bize toplumun kültürel yapısı hakkında bilgi verir. Bu nedenle müziği incelemek, toplumu incelemek anlamı taşır. Devamını Oku »

English Instructions      

Bağış      

Mutriban.com Facebook Grubu