Eşrefoğlu Gülistânı – 3


Eşrefoğlu Gülistânı – 3

15. asra damgasını vuran bu gönül insanının divanından bestelenmiş eserlerden
oluşan ‘Eşrefoğlu Gülistan’ı üçüncü albüme ulaştı. Ahmed Şahin ve Mehmet
Kemiksiz imzasını taşıyan albümde eserler bir makam tertibi içinde zikir tavrına
uygun olarak icra edilmiş.


Eşrefoğlu Gülistânı

Yapım: Bilge Yayım Habercilik ve Danışmanlık Ltd. Şti.

www.bilgedanismanlik.net /
info@bilgedanismanlik.net

Sanat Yönetmeni: Ahmed Şahin

Şiirler: Eşrefoğlu Rûmî Dîvânı, Dr. Mustafa Güneş Ankara, 2000

Okuyanlar: Ahmed Şahin - Mehmet Kemiksiz

Ney: Ahmed Şahin, Tanbur: Özer Özel, Rebab, Viyolonsel:
İbrahim Metin Uğur, Kudüm, Bendir, Daire: Fatih Zülfikar, Kanun:
Bekir Reha Sağbaş, Şehrud: Osman Kırklıkçı, Zâkirler: M. Fatih
Çıtlak, Abdullah Safer, Yılmaz Çiçek

Saygıdeğer Gönül Dostlarımız

Eşrefoğlu Rûmî Hazretleri’nin Dîvânı’ndan bestelenmiş eserlerden oluşan albüm
serîmizin üçüncüsünü takdim etmekten mutluluk duymaktayız.

Öncelikle dînî mûsikî eserlerini sadece nağmelerinin zenginliğine kapılarak
değil, güftelerdeki mânâ zenginliğini düşünerek, tefekkür ile dinlememiz ve
vurgulanan aşkı idrâke gayret etmemiz gerektiğini bu albüm çalışması esnasında
da bir kez daha hissetmiş olduğumuzu belirtmeliyiz.

Eserlerde vurgulanan İlâhî aşkın ve terennüm edilen nağmelerin, adetâ icra
esnasında Bezm-i Elest’deki ilâhî nidayı hatırlatan bir unsur olduğunu
belirtmiştik. İlk albümden itibaren birbirine makam tertibi ile bağlı eserleri
zikir ile birlikte icra ettik. Bu, çalışmayı cazip hâle getirmek veya aksesuar
olsun diye değildi. Zîrâ zikir böyle bir gaye için kullanılacak bir meta’ asla
değildir. Zikir ilâhîleri Kurân-ı Kerîm’de "Dikkat edin, kalbler ancak zikirle
huzur bulur" Hitâb-ı İlâhî’sine nıa’tuf olarak, dînî mûsikîde önemli bir yer
tutar. Çalışmalarımız esnasında bestelerin önemli bir kısmının zikir için
bestelenmiş, zikir tavrına ve usûllerine uygun eserler olduğunu gördük.
Zikirlerin seyri bakımından gerekli olan makam tertîbleri için yeni eserler
oluşturmak îcâb etti. Bu eserlerin bestelerinde de bu noktayı göz önünde
bulundurmaya gayret ettik. Dolayısı ile bu eserleri zikir ortamını bir nebze
hissettirecek tavırda icra etmeye özen gösterdik.

Eşrefoğlu Hazretleri kitabı ile birlikte bu albümlerin hazırlanmasında, her
aşamasında gayret ve desteklerini esirgemeyen, emeği geçenlere şükranlarımızı
sunarız.

Çalışmamızın güzelliklere vesile olmasını dileriz. Dualarınızla…

Ahmed Şahin, Mehmet Kemiksiz
Mayıs / 2008

15. Asırdan Günümüze Bir Hoş Sadâ

Geçmişe dair medeniyet izlerini yaşadığı çağa taşımayı bilen toplumların
yeryüzü coğrafyasındaki katma değerlerinin daha yüksek olduğuna şahit oluyoruz.

Bir çok kadim medeniyetin günümüzdeki mirasçıları olan bizler çı . önemli bir
misyonun da takipçileri konumundayız: Bizi biz yapan bu değerleri günümüze
taşımak, geleceği bu vizyonla inşa etmek…

Eşrefoğlu Rûmî (…… - 1469) 15. aşıra damgasını vurmuş ilim ve gönül
adamlarımızdan. Ortaya koyduğu eserleriyle, insanların gönüllerine doğru yaptığı
yolculuklarla ortaya koyduğu kimlik, bugün de bütün canlılığını koruyor.

Ona ve eserlerine projektör tutma anlamında başlattığımız çalışmalar
serisinde Eşrefoğlu’nun ilahilerinden oluşan ‘Eşrefoğlu İlahiler’ isimli albüm
çalışması ortaya çıktı.

Müteakiben Prof. Dr. Mustafa Kara tarafından telif edilen kitabımızla
Eşrefoğlu Rûmî’nin dini ve kültürel hayattaki yerine kayıt düşmüş oldu…

Hazretin güftelerinden oluşan ilâhi ve kasidelerden müteşekkil ‘Eşrefoğlu
Gülistanı’ isimli albüm, perdeyi aralayan üçüncü eser olmuş oldu.

Son olarak elinizdeki bu albüm ile Eşrefoğlu Rûmî’nin ruhaniyetine dair
yaptığımız çalışmalar taçlanmış oldu,

Ortaçağ’ın Anadolu’sunda tam 40 kiliseden oluşan İznik’e gelip yerleşerek
Anadolu’nun İslamlaşmasında çok özel bir rol icra eden Eşrefoğlu için biz henüz
bir şeyler yapmış sayılmayız.

O, ruhaniyetiyle hâlâ bizi ve Anadolu’yu aydınlatmaya devam ediyor çünkü…

 

Serinin önceki CD’lerini ve kitabı temin etmek için 0216 461 01 98 nolu
telefonu arayabilirsiniz.

Eşrefoğlu Rûmî Hazretleri

Eşrefoğlu ismiyle mar’uf Abdullah bin Eşref, 14, Yüzyılın ortalarında
İznik’te dünyaya geldi. İlk tahsilini burada yaptıktan sonra Bursa’da eğitim ve
öğretimine devam etti. Parlak bir yüksek tahsilden sonra buradan mezun oldu.
Zahiri dînî ilimlerde vardığı kemıâlâtın ardından bâtınî dînî ilimlere merak
saldı. Bu duygular doğrultusunda Emir Sultan ile Bursa’da görüştü. Emir Sultan
gönül ilimlerinde istidatlı gördüğü bu genci Ankara’da bulunan Hacı Bayram
Velî’ye gönderdi.

Hacı Bayram Velî dergahında çile çıkaran ve yıllar süren gönül terbiyesine
tabi olan Eşrefoğlu, İznik’e bir mürşid olarak geri döndü. Tasavvuf ve fikir
dünyasının öncülerinden biri olarak burada bir çekim merkezi haline geldi. Bir
süre sonra aldığı bir manevî mesajla önce Ankara’ya sonra Hama’ya (Suriye)
gitti. Burada Abdulkâdir Geylânî Hazretleri’nin torunlarından Hüseyin Hemevî’den
uzun süren bir riyâzât terbiyesi aldı. Bu kez bir Kadiri Mürşidi olarak tekrar
İznik’e döndü. Burada Kâdiriyye’nin Eşrefiyye kolunun çığırını açtı. Türk İslâm
tarihinin en önemli mutasavvıflarından biri olarak çok sayıda eserler verdi,
gönül insanları yetiştirdi.

İstanbul’un fethinden 16 yıl sonra 1469′da İznik’te vefat etti. Kabri
İznik’te bulunmaktadır.

Eşrefî Gülü

Sultânü’ş şeyh Eşrefzâde Abdullah Rûmî Hazretleri’nin alâmeti olan gül, üç
kattır. Birinci kat, beş yapraktır. Bu beş yaprak, Hz. Peygamberin (sallâllâhü
aleyhi ve sellem) hadîsinde belirtilen "İslâm, beş haslet üzerine
kurulmuştur…" mânâsına işarettir, ikinci kat, altı yapraktır. Bunlar, altı
yöne ve îmânın sıfatlarına işarettir. Üçüncü kat, yedi yapraktır. Bunlar da
Fatihâ’nın yedi âyetine işarettir. Hepsi toplam olarak 18 adet yapraktır. Bu da
Hz. Şeyh’in mazhariyeti olan "Hayy" ismine ve ayrıca Hz. Peygamber (sallâllâhü
aleyhi ve sellem)’in 18 bin âleme rahmet ve sultan olmasına işarettir.

Eşrefi gülünde, dört renk vardır: Sarı, beyaz, kırmızı ve siyah. Bu dört
renk, "Şeriat sözlerimdir, tarikat davranışlarımdır, ma’rifet hûllerimdir ve
hakikat ise sermayemdir" hadisinin nurlarına işarettir. Ortadaki "zerr-i verd"
(gülün püskülleri) 12 ilâhî isme işarettir.

Bu gül şekli, deve yünü keçe üzerine yapılır. Bu tür keçe de, Hz.
Peygamber’in (sallâllâhü aleyhi ve sellem) Hz. Veysel Karânî’ye ihsan ettiği yün
hırkaya ve bu sünnete uyulduğuna işarettir. Bu keçenin içindeki yeşil kaytan, "Hayy"
isminin nuruna işarettir.

(Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm, Yahya Agâh b. Salih el-istanbulî)

1- Hüseynî İlahi
Bahr-i umman kuşuyanı yerim mekânım andadır
Bunda avum süre geldim dü cihanını andadır

Mevc urup ol bahr-i umman bunda bırakdı beni
Dürr-i bî-hemtâ menem ma’den ü kânım andadır

Çağ u çıplak baş açık yalın ayak geldim garîb
Tâc ü tahtım mâl ü mülküm hânümânım andadır

Bunda tûzâğa tutuldum bende düşdüm nâgehân
Bülbülem zârîliğim ol gülistanım andadır

Bunda geldim Eşrefoğlu Rûmî dediler bana
Dahî bundan özge benim ad ü sânını andadır

Beste: Ahmed Şahin
Usûlü: Düyek
Dîvân, sayfa: 180

Eşrefoğlu Hazretlerinin dîvânının çeşitli yazmalarında mevcut olan bu nutk-ı
şerifi, tahminî olarak 1610-1675 yıllarında yaşamış olan Ali Ufkî Bey’in ilâhisi
ile aynıdır. Sadece Ali Ufkî Bey’in ilâhisinde redif "karidedir" bu eserde ise
"andadır" olarak geçmektedir. Zannımızca Ali Ufkî Bey bu güfteye nazire veya
atıf yapmıştır. Biz de güftedeki bu özelliği bestede de kullanmayı düşündük ve
Ali Ufkî Bey’in ilâhîsinin bestesine atıfta bulunan bir beste ile icra etmeye
çalıştık.

 

2- Hüseynî İlahi
Görelden yüzünü derd ü belâ bana şikâr oldı
İniltim artdı gün günden gözüm yaşı pınar oldu

Benim derdim hemân ol yâr bana ne il gerek ne şâr
Bu cân ancak anı ister kamusundan bîzâr oldu

Var Eşrefoğlu Rûmî var bu derdi kılma aşikâr
Sana çün derd-i zehrin yâr dolu dolu sunar oldu

Beste: Lâ Edrî
Usûlü: Sofyan
Dîvân, sayfa: 418

3- Hüseynî İlahi

Gel gel berû dertli gönül dermanı iste bul bugün
Gel imdi ey âvâre kul sultânı iste bul bugün

Da’vâyı bâtıl eyleme bîhûde sözler söyleme
Gerçek isen cân terkin ur cânânı iste bul bugün

Terk eyle bu kıyl ü kâli hiç kimseye bakma âlî
Za’îf ol karınca gibi ol canı iste bul bugün

Yık sureti yıkılmadan boz nakşını bozulmadan
Su gibi alçağa yürü ummanı iste bul bugün

Toprak ol düş ayaklara toz ol kalkasm göklere
Zerre gibi âvâre ol tâbânı iste bul bugün

Eşrefoğlu Rûmî gibi sen de seni elden bırak
İki cihanı isteme Sübhân’ı iste bul bugün

Beste: Mehmet Kemiksiz
Usûlü: Sofran
Dîvân, sayfa: 314

Hüseynî eserler birbirine bağlı olarak ve zikir tertibi ile ney, rebâb,
tanbur, kanun, kudüm, betidir, dâire kullanılarak icrâ edilmiştir.

 

4. Rebâb taksimi

Uşşak, rast, hüzzam ve segâh eserler ney, rebâb, tanbur, kanun, şehrud,
kudüm, bendir, dâire ile icra edilmiştir.

 

5- Uşşak İlahi
Kim ki dost yolunda terk-i cân eder
Dost ana dîdârını ihsan eder

Kim bu fânî dünyâyı terk eylese
Dost ebed mülke anı sultan eder

Beste: Hopçuzâde Şâkir Efendi
Usûlü: Düyek
Okuyan: Ahmed Şahin
Dîvân, sayfa: 149

6- Uşşak Nefes
Bu gönlüm şehrini seyrân ederken
Dedi sırrım bana seyrân içinde

Derde düştün niçin derman ararsın
Âşıklar derd arar derman içinde

İçip aşkın meyin şöyle mest ol kim
Dîvâne desinler akran içinde

Bu aşk meydânıdır bunda âr olmaz
Başını top eyle meydân içinde

Mihneti rahat bil rahat arama
Rahat mı bulunur zindan içinde

Eşrefoğlu Rûmî Hakk’ı zikr eyle
"Fezkürûni" dedi Kur’ân içinde

Beste: Lâ Edrî
Usûlü: Düyek
Okuyan: Mehmet Kemiksiz
Dîvân, sayfa: 371

Bestekârı bilinmeyen uşşak makamındaki bu nefesin güftesinin, icra edilen
notada "Kemter" mahlâsıyla "Nasûhizâde Ali Kemter"e âit olduğu belirtilmektedir,
İstanbul Belediyesi Konservatuarı notasında da "Eşref" adında bir Bektaşî
şâirine âit olduğu ifâde edilmektedir. Eşrefoğlu Rumî Hazretleri’nin yazma
divanlarında ise (Süleymaniye Kütüphanesi, Esat Efendi nüshası; İstanbul
Üniversitesi, Nu: 2933; Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Efendi nüshası) yan
sayfadaki gibi yer almakladır. Bu örnekler de eserin Eşrefoğlu Hazretleri’ne âit
olduğu ihtimâlini kuvvetlendirmektedir.

 

7- Rast İlahi
Ben dost hevâsına düşdüm özge hevâ neme gerek
Başımda dost sevdası var dahî sevda neme gerek

Ben Eşrefoğlu Rûmî’yem ben bâkîyem ben kadîmem
Ben ol mürg-i lâhûtîyem arz u semâ neme gerek

Beste: Şeyh Hüseyin Hâlis Efendi (Remli Şeyhi)
Usûlü: Düyek
Okuyan: Ahmed Şahin
Dîvân, sayfa: 234

 

8.Tanbur ve Ney taksimi

 

9- Hüzzam İlahi
Nakkaşımız bizi ezel bî-levn ü renk yazıpdürür
Levh-i gönülden gayrının nakşını hep bozupdürür

Neyler âşık cân ü teni ister anı dün ü günü
Gel gör anı sevenleri dü cihandan bezipdürür

Yer gök dahî eğlenmeden "kâlû belâ" söylenmeden
Kendi cemâlin görmeğe gözgü bizi düzüpdürür

Bu Eşrefoğlu Rûmî’yi aşk deryasının mevcleri
Taşdan taşa çala çala mahveyleyip ezipdürür

Beste: Eyyûbî Derviş Ali Rıza Efendi
Usûlü: Düyek
Okuyan: Ahmed Şahin
Dîvân, sayfa: 171

 

10- Segah İlahi
Bu dervişlik yoluna sıdk ile gelen gelsin
Hak’dan özge ne ki var gönlünden silen gelsin

Dervişlik dedikleri bî-nihâyet denizdir
Bu pâyânsız denizin mevcine duyan gelsin

Dervişler Hakk’m dostu canları ezel mesti
Aşk şem’ini yakdılar pervane olan gelsin

Kaside: Canımı üryan edip saldım bu aşk deryasına
Nâgehân aşkın sataşdım dürr-i bî-hemtâsına

Cân il başı dîn ü dünyâ verdim aldım derd-i yâr
Merhem ol derd oldu ancak yüreğim yarasına

Um ü akl ü zühd ü takva, çün hicâb oldu bana
Külli sevdadan geçüp düşdüm anın sevdasına

Mâsivâdan göz yumup gördüm anın dîdârını
Kendözümden el yudum girdim fena sahrasına

Eşrefoğlu Rûmî aşkdan hoş haber verdi yine
Müddedînin hiç kulak, urmaz kuru da’vâsına

Okuyan: Mehmet Kemiksiz
Dîvân, sayfa: 366

Bu Eşrefoğlu Rûmî dervişliğe geleli
Nefsindendir çektiği nefsin öldüren gelsin

Beste: Mehmet Kemiksiz
Usûlü: Sofyan
Dîvân, sayfa: 309

 

11- Segah Durak
Kim ki cân vermez bu yolda pes niçün cânân diler
Müddeîdir ko anı kim dosta ol yalan söyler

Eşrefoğlıı Rûmî aşka vereliden canını
Bî-murâd olup gezer ne vaslma hicran diler

Beste: Lâ Edrî
Okuyan: Ahmed Şahin
Dîvân, sayfa: 136

Tekkelerde, tek bir hafız veya zâkir tarafından zikre ara verilirken okunan
sözlü eserlerdir. Genelde ku’âd ve kıyam zikrinin arasındaki duraklama sırasında
okunur. Durak okunmaya başladığında zikir durur. Dînî güftelerden bestelenmiş ve
ritimsiz olarak kendilerine has icra tavrıyla okunan duraklar, dînî mûsikînin en
sanatlı eserleri sayılır.

 

12. Kanun taksimi

Hicaz eserler ney, rebâb, tanbur, kanun, viyolonsel, kudüm, bendir, dâire ile
icra edilmiştir.

 

13- Hicaz İlahi
Ezelden aşk oduna yâne geldim
İçüb aşkın şerâbm kâne geldim

Cüda düşmüş yârinden bir garibem
Visalin isteyu hicrâne geldim

Şu bülbülem ki gülden ayrı düşdüm
Firâkıyla bu hâristâne geldim

Karârım yok cihandan tez giderem
Bu suret mülküne mihmâne geldim

Benem Yûsuf Bugün Ken’ân ilinde
Beden Mısr’ındaki zindâne geldim

Bugün bul dostu Eşrefoğlu Rûmî
Yarın deme ki vâh pişmâne geldim

Beste: Ahmed Şahin
Usûlü: Curcuna
Okuyanlar: Ahmed Şahin, Mehmet Kemiksiz
Dîvân, sayfa: 277

14- Hicaz İlahi
Ey dost senin yoluna cânım vereyim canım
Aşkını komayayım oda gireyim canım

Beni sana vereyim sensiz beni nideyim
Ben senin hazretine bensiz varayım canım

Eşrefbğlu Rûmî’yi aradan tarh ideyim
Senin ile bakayım seni göreyim canım

Beste: Lâ Edrî
Usûlü: Sofyan
Okuyan: Mehmet Kemiksiz
Dîvân, sayfa: 291

15- Hicaz İlahi
Bu dünyâya verme gönül dünyâ sana kalır değil
Dünyâ seven dost katma yüz ağıyla varır değil

Âşıkların gönlü kuşu düşmez dünyâ tuzağına
Gerçek eren bu dünyâyı hiç mahâle alır değil

Rebâb Taksimi

Eşrefbğlu Rûmî sen de şaha eğer mahrem isen
Himmetin gözüne kevneyn zerre denlü gelir değil

Beste: Mehmet Kemiksiz
Usûlü: Sofyan
Dîvân, sayfa: 261

16. Ney taksimi
Acemaşirân eserler birbirine bağlı olarak ve zikir tertibi ile ney, rebâb,
tanbur, kanun, kudüm, bendir, dâire kullanılarak icra edilmiştir.

 

17. Acemaşiran İlahi
Ey hevâsına tapan tevbeye gel tevbeye
Hakk’a tap Hak’dan utan tevbeye gel tevbeye

Nice nefse uyasın nice dünyâ kovasın
Vaktidir usanasın tevbeye gel tevbeye

Tevbe suyuyla arın demegil bugün yarın
Göresin Hak dîdârın tevbeye gel tevbeye

Eşrefbğlu Rûmî sen tevbe kıl erken uyan
Olma yolunda yayan tevbeye gel tevbeye

Beste: Nalçacı Dergâhı Şeyhi İhsan Bey
Usûlü: Düyek
Okuyan: Mehmet Kemiksiz
Dîvân, sayfa: 355

Tanbur Taksimi ve Kaside
Ey gönül var kim bu dertden sen haberdâr olmadın
Anın içündür bu yolda sen ciğerdâr olmadın

Ben ki ol şahın cemâl-i şem’ine pervâneyem
Var gönül var kim düşüp ol şem’a yanar olmadın

Eşrefoğlu Rûmî ile yoldaş oluben gönül
Geçüben assı ziyadan dosta gider olmadın

Okuyan: Ahmed Şahin
Dîvân, safya: 241

 

18. Acemaşiran İlahi
Arşdan yüce kurulmuş sayvanı dervişlerin
Arş Kürsî levh ü kalem hayranı dervişlerin

Dolu dolu kadehler dost elinden içerler
Nişansız bî-nişânda cevlânı dervişlerin

Âdem yaradılmazdan "Elest"den ilerüden
Ahdleri var dost ile pinhânı dervişlerin

Bu Eşrefoğlu Rûmî denişlerin mücrimi
Abdü’lkâdir Sultân’dır sultânı dervişlerin

Beste: Ahmed Şahin
Usûlü: Düyek
Okuyan: Ahmed Şahin
Dîvân, sayfa: 236

19. Acemaşiran İlahi
Devlet istersen devlet izzet istersen izzet
Eşiğinde kıl hizmet Sultân Abdü’lkâdir’in

Âşık olan üftâde durmaz gider Bağdâd’e
Kadrin bilür ziyâde Sultân Abdü’lkâdir’in

Bil Muhammed Âlî’dir cezbe ile doludur
Dervişleri uludur Sultân Abdü’lkâdir’in

Hak katında uludur iki cihan doludur
Eşrefoğlu kuludur Sultân Abdü’lkâdir’in

Beste: Ahmed Şahin
Usûlü: Düyek
Dîvân, sayfa: 254

İsm-i A’zam Demi

İsm-i A’zam Demi

"Allâhümme" lafzı, duâ cümlelerinin başında zikredilen Cenâb-ı
Hakk’a yalvarış ve niyaz ediş teşbihidir. Bu kelimenin İsm-i Azam olduğu ve çok
faziîletinin bulunduğu hadîs-i şeritlerle de sabittir. Duanın, ibâdetin mührü
olduğunu düşünürsek, duanın da özünün yalvarma, Cenâb-ı Hakk’a boyun eğme
olduğunu idrâk edersek "Allâhümme" tesbîhi bu muradın zuhur etmiş hâlidir
diyebiliriz.

İşte meydanda icra edilen zikrullâh da "Allâhümme zikri ile ve
tesbîhiyle âdeta demlenir. Matlûbun ve maksûdun Cenâb-ı Hakk olduğunu dervişân
"Allâhümme" zikrini kalbî olarak zikirle kullara i’lân ederek Cenâb-ı Hakk’a arz
ederler. Bu niyazla, bu yalvarmayla zikrullâh sırlanır. Âdeta dervîşân lisân-ı
hâl ile "Yâ Rabbî bizi Seriden ayırma! " niyazı ile arz-ı hâl eder.

(M. Fâtih Çıtlak)

(Divâna göre güftelerde bazı farklar görülmektedir. Bu farklar
mevcûd notaların muhtelif tavırlardan intikâl etmesi sebebiyledir.)
 



Yorum Yaz

Yorum yazabilmeniz için sisteme giriş yapmanız gerekmektedir.